Suyun Akışkanlığı
Her sıvının farklı bir akışkanlık değeri vardır.
Suyun akışkanlığı ise canlıların tam kullanabileceği orandadır.
Eğer suyun akışkanlığı daha zayıf olsaydı, yani su daha
yoğun bir sıvı olsaydı, bitkilerin kıl inceliğindeki borularının
içinde ilerleyemeyecek ve bitki yaşamı için gerekli maddeleri
taşıyamayacaktı.
Suyun akışkanlığı şimdi olduğu gibi olmasaydı,
akarsuların akışı farklılaştığından, dağ oluşumları değişecek,
vadiler, verimli ovalar oluşmayacak, kayalar parçalanıp
toprakları meydana getiremeyecekti.
Su, vücudumuzu mikroplara ve zararlı yabancı
maddelere karşı koruyan akyuvarların da hareket etmesine
imkan tanır. Eğer su daha yoğun olsaydı kan daha kıvamlı
olacak ve bu hücrelerin damarlar içindeki hareketi imkansız
hale gelecekti. Kalbin kanı pompalaması zorlaşacak, bunun
için gerekli enerjiyi belki de kalbimiz karşılayamayacaktı.
Sadece bu birkaç örnek bile suyun canlılar
ve özellikle insan için yaratılmış özel bir sıvı olduğunu
açıkça göstermektedir. Ayetlerde Allah, insanlara su hakkında
şöyle buyurmuştur:
"Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek
ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız.
Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve
meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen
bir topluluk için ayetler vardır." (Nahl Suresi, 10-11)
Kuvvetlerin Dengesi
Yerçekimi kuvveti bugünkünden daha fazla olsaydı
ne olurdu? Koşmak ve hatta yürümek imkânsız hale gelirdi.
İnsanlar ve hayvanlar tüm bu hareketleri gerçekleştirmek
için şimdikinden daha çok enerji sarf ederlerdi. Bu durumda
başta yeryüzündeki besin kaynakları olmak üzere enerji kaynakları
hızla tükenerek yok edilirdi. Ya çekim kuvveti daha zayıf
olsaydı? Bu durumda da hafif şeyler yeryüzünde sabit duramayacaktı.
Sözgelimi en ufak bir esintide yerden kalkan toz ve kum
taneleri saatlerce havada uçuşacaktı. Yağmur damlalarının
hızı çok yavaşlayacak, yere inmeden yeniden buharlaşacaklardı.
Akarsuların akış hızı yavaşlayacak, bu nedenle onlardan
elektrik enerjisi elde edilemeyecekti.
Bu özellik Newton tarafından açıklanan kütlesel
çekim kanununa dayanmaktadır: Newton'un kütlesel çekim yasası
cisimler birbirinden uzaklaştıkça çekim kuvvetinin azaldığını
söyler. Bu yasaya göre iki yıldız arasındaki mesafe 3 katına
çıkacak olursa, çekim kuvveti 9 kat azalacaktır. Veya uzaklık
yarıya indiğinde yıldızın çekim kuvveti 4 kat artacaktır.
Bu yasa Dünya'nın, Ay'ın ve gezegenlerin yörüngelerinin
bugünkü gibi olmasını açıklar. Eğer yasa böyle olmayıp da
yıldızın çekim kuvveti uzaklık arttıkça daha fazla azalsaydı,
gezegenlerin yörüngeleri eliptik olmazdı, gezegenler sarmal
bir yörünge çizerek Güneş'e doğru inişe geçerlerdi. Tam
tersine daha az olsaydı, uzak yıldızların çekim kuvveti
Güneş'inkine baskın çıkar ve Dünya Güneş'ten sürekli uzaklaşan
bir yolculuğa çıkardı. Bunun sonucunda, Dünya, ya hızla
Güneş'e yaklaşıp sıcaktan kavrulur ya da Güneş'ten uzaklaşarak
uzayın mutlak soğukluğuna savrulup donardı. Ancak bunların
hiçbiri olmaz.
Evreni tüm dengeleriyle birlikte yaratan Allah,
Güneş'e ve gezegenlere birer yörünge takdir ettiğini Kuran'da
şöyle bildirmiştir:
"Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve ayı yaratan
O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor." (Enbiya Suresi,
33)