Elbette
ki bu kişiler büyük bir yanılgı içindedirler. Dünyadaki yaşamlarını
çoğunluktan miras aldıkları yaşam tarzı ve davranış biçimlerini
aynen uygulayarak geçirirler. Kendilerine verilen yaşam süresini
dünyadaki zevklerin peşinden giderek, ölümü tamamen unutarak,
sadece dünyaya yönelik planlar yaparak ve hiçbir kural tanımayarak
doldururlar. Dünyanın neresinde, hangi zaman diliminde yaşarlarsa
yaşasınlar, hangi kültüre, hangi ırka mensup olurlarsa olsunlar
bu durum değişmez. Bulundukları toplumda prestijli bir konuma
gelmek, iyi bir eğitim almak, zengin olup refah içinde bir
yaşam geçirmek, mutlu bir aile kurmak, çeşitli makam ve mevkilere
ulaşmak ve bunlar gibi sayısız büyüklü küçüklü hedefler peşinde
koşarlar.
Bu amaçlar daha yüzlerce madde halinde detaylandırılabilir.
Fakat gerçek şudur ki tüm bu insanlar dünyaya gelişlerinin
tek ve en önemli amacını arkalarında bırakırlar. Ve bu amaç
için kendilerine tanınmış ve bir daha telafi imkanı olmayacak
yegane yaşam süresini boşa geçirirler. Bu amaç Allah'a kul
olmaktır. Kuran'da bu amaç şöyle bildirilir:
"Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana kulluk
(ibadet) etsinler diye yarattım." (Zariyat Suresi, 56)
Allah'a nasıl kulluk etmemiz gerektiğini de
bize hak din öğretir. Kuran'da bize Allah'ın insanlar için
beğendiği ahlak ve yaşam biçimi detaylı olarak tarif edilir.
İnsanlar bu modeli uygulamaya davet edilir. Artık bu amaca
uygun, Rabbimizin razı olduğu biçimde bir ömür süren insan,
dünyadaki yaşamı için de ölümünden sonraki hayatı için de
müjdelenmiştir. Fakat bu amaçtan sapan, boş gayeler peşinde
koşan ve Allah'ın istediği biçimde davranıp yaşamayan, O'na
gereği gibi kul olmayan kimseyi de kötü bir son beklemektedir.
Tüm bunları bize yine hak din haber verir.
Sonsuz yaşamını belirleyecek ölçü kişinin dünya
hayatını nasıl geçirdiğidir. Öldükten sonra bir daha kişinin
hatalarını telafi etme imkanı yoktur. Yaratılış amacını
gözardı ederek sorumsuzca bir hayat yaşayan ve bunun sonucundan
da endişe etmeyen kimseler ahirette şöyle karşılanırlar:
"Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı
ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?"
(Müminun Suresi, 115)
Yaratılış amaçlarını gözardı eden bu kimseler
aslında bu amaçtan habersiz değildirler. Allah, kitapları
ve elçileri vasıtasıyla onları bu gerçekten haberdar etmiş
ve onlara izlemeleri gereken doğru yolu göstermiştir. Onlara
bir ömür boyu da öğüt almaları için süre vermiştir. Ne var
ki, kendilerine tanınmış bunca fırsatı görmezden gelip,
yalnızca nefislerinin istek ve tutkularını amaç edinerek
gerçek amaçlarından sapanların ise ebedi pişmanlıkları kendilerine
fayda vermeyecektir. Bu kişiler hakkında Kuran'da bir ayette
şöyle hükmedilmektedir:
"İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz,
bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım."
Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği
kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse
(azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur."
(Fatır Suresi, 37)