| Bu imparatorlukların yönetimi
altında asırlar boyunca yaşayan çeşitli halklar arasında gerçek
adalet sağlanmış, toplumda barış ve hoşgörü hakim olmuştur.
SELÇUKLU'DA ADALETLE HÜKMEDEN HAKANLAR
Türklerin İslamiyeti kabulüyle birlikte hakanların,
padişahların yönetimi de İslam ahlakına göre olmuştur. Kuran'da
Allah'ın bildirdiği adaleti uygulayan yöneticiler, bu tutumları
neticesinde çok büyük başarılar elde etmiş, büyük fetihler
gerçekleştirmiş ve İslam'ın yayılmasına önemli katkılarda
bulunmuşlardır. İngiliz araştırmacı Sir Thomas Arnold, 'The
Preaching of Islam' adlı kitabında Hıristiyanların, Selçukluların
bu tutumlarından dolayı, nasıl onların idaresi altına girmek
istediklerini şöyle anlatmıştır:
"İslam idaresi altında dini hayatın emniyette
olduğu hakkındaki bu hisler, yine o devirlerde Küçükasya (Anadolu)
Hıristiyanlarının, Selçuk Türklerini bir kurtarıcı sıfatı
ile karşılamalarına vesile olmuştu... Hatta VIII. Mihail (1261-1282)
devrinde, Küçükasya içerisindeki ufak kasabaların halkı, Bizans
İmparatorluğu'nun istibdadından kurtulmak ümidi ile Türkleri
kasabalarının işgali için davet etmişlerdi. Hatta bu halk
arasında zengin veya fakir birçok kimseler, o zamanki Türk
Milli sınırları içerisinde göç etmeyi bile göze almışlardır."
Bu büyük Türk İmparatorluğu'nun en parlak devrinde
yönetimde olan Melikşah, Kuran'ın hükümlerini uygulama konusunda
oldukça hassas davranmıştır. Ele geçirdiği topraklardaki halka
karşı büyük bir hoşgörü ve merhametle yaklaşmış, bunun neticesinde
de fethettiği ülkelerin halkları tarafından büyük bir sevgi
ve saygıyla anılmıştır. Ermeni tarihçisi Urfalı Mathiu, Büyük
Selçuklu İmparatorluğu'nu şu şekilde anlatır:
"Melikşah'ın saltanatı Allah'ın lütfuna mazhar
oldu. Hakimiyeti uzak ülkelere kadar yayıldı ve Ermenilere
huzur verdi. Kalbi Hıristiyanlara karşı şefkatle dolu idi.
Geçtiği ülkelerin halklarına karşı bir baba gibi davrandı.
Birçok şehir ve vilayetler kendi arzuları ile onun idaresine
girdi; bütün Rum ve Ermeni beldeleri onun kanunlarını tanıdı."
TÜRK-İSLAM ADALETi VE HOŞGÖRÜSÜNÜN KAYNAĞI
Tüm tarafsız tarihçiler Melikşah'ın adaletini
ve hoşgörülü tavrını içtenlikle dile getirmektedirler. Onun
hoşgörüsü Kitap Ehlinin kalbinde de kendisine karşı bir yumuşama
oluşmasına vesile olmuştur. Hatta bu nedenle tarihte eşine
az rastlanır şekilde, birçok şehir kendi isteğiyle Melikşah'ın
idaresi altına girmeyi kabul etmiştir. Sir Thomas Arnold'ın
yine aynı kitabında yer alan, 2. Haçlı seferine VII. Louis'in
özel katibi olarak katılan St. Denis Manastırı mensubu Odo
de Diogilo adlı rahibin anılarında, Müslümanların hangi din
mensubu olursa olsun herkese karşı nasıl adaletli davrandıkları
tüm şeffaflığıyla şöyle anlatılmaktadır:
"Eğer Müslüman Türklerin kalplerine, o sefaleti
ve felaketi görerek, bir acıma duygusu gelmemiş olsaydı, geri
kalan Haçlı kafilesinin durumu çok feci olurdu. Türkler, bu
biçarelerin yaralılarına baktılar, fakirlerini cömertlikle
beslediler ve sıkıntıdan kurtardılar. Hatta bazı Müslümanlar,
Rumların tehdit ve hile ile hacılardan koparmış olduğu Fransız
paralarını satın alarak ihtiyacı olan hacılara verdiler. Aynı
dinden olmayanların bu koruyucu muameleleri ile dindaşları
olan ve kendilerini ağır işlerde kullanan, döven, dolandıran
Rumların hareketleri, Hıristiyan hacıları arasında, öyle bir
karşılaştırma vesilesi oldu ki, bunlardan pek çoğu kendi istekleri
ile kendilerini kurtaran Müslümanların dinini kabul ettiler."
2. Haçlı Seferi sırasında yaşananları anlatan
Odo de Diogilo, Müslümanların gösterdiği hoşgörülü, şefkatli
ve adil tutumun nasıl güzel sonuçlara vesile olduğunu da şu
satırlarla aktarmıştır:
"Kendilerine karşı zalimce davranan dindaşlarından
sakınarak, imansız telakki olunan, fakat haklarında gayet
yumuşak ve şefkatle muamele edenlerin arasına emniyetle girdiler.
Ve işittiğimize göre, Türkler çekilirken 3 bin kadarı da onlara
katılmıştır. Gerçekte Müslümanlar, ifa ettikleri hizmetle
yetinerek, bunlardan hiçbirisini dinlerini terk etmeye zorlamamışlardı."
Tarihçiler tarafından yazılan bu satırlar İslam
ahlakının savaş ya da zorluk döneminde de adaleti emrettiğini
göstermektedir. Türklerin -tüm dünyanın zorba imparatorlarla
yönetildiği, zulmün hüküm sürdüğü bir dönemde- gösterdiği
bu üstün ahlak, Kuran'a olan bağlılıklarının ve yüksek karakterlerinin
bir göstergesidir. Bu nedenle de, Türklerin karşısındaki millet
ya da topluluk her ne kadar İslam'a karşı önyargılı da olsa,
bu güzel Müslüman ahlakına şahit olduktan sonra aynı Haçlı
Ordusu'ndaki Hıristiyanlar gibi kalplerinde İslam'a karşı
bir yumuşama, sevgi oluşacaktır.
|