| İşte 17. yüzyılda Van Helmont'un
keşfetmeye çalıştığı bu olay, bazı aşamaları günümüzde dahi
tam olarak anlaşılamamış olan fotosentez işlemidir.
Yani bitkilerin kendi besinlerini kendilerinin
üretmeleridir.
Bitkiler besinlerini üretirken sadece topraktan
faydalanmazlar. Topraktaki minerallerin yanında, suyu ve havadaki
CO2'i de kullanırlar. Bu hammaddeleri alıp yapraklarındaki
mikroskobik fabrikalardan geçirerek fotosentez yaparlar.
Yapraklar özel olarak bitkilerin besin üretmesi,
solunum yapmaları gibi işlemler için tasarlanmış yapılara
sahiptirler. Biraz sonra detaylarıyla göreceğimiz bu tasarımın
varlığı, elbette ki bize yaprakları tasarlayan üstün güç sahibi
Allah'ın varlığını kanıtlayan delillerdendir. Allah bitkilerin
yaratılışına bir ayetinde şöyle dikkat çekmiştir.
Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek
ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız.
Bununla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin
her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk
için ayetler vardır. (Nahl Suresi, 10-11)
Yaprakların Özel Şekillerinin Nedeni
Hem genel yapı olarak, hem de mikrobiyolojik
açıdan incelendiğinde yaprakların her yönüyle en fazla enerji
üretimini sağlamak üzere planlanmış, çok detaylı ve kompleks
sistemlere sahip oldukları görülecektir. Yaprağın enerji üretebilmesi
için ısı ve karbondioksidi dış ortamdan alması gerekir. Yapraklardaki
tüm yapılar da bu iki maddeyi kolaylıkla alacak şekilde düzenlenmiştir.
Öncelikle yaprakların dış yapılarını inceleyelim.
Yaprakların dış yüzeyleri geniştir. Bu da fotosentez
için gerekli olan gaz alış-verişlerinin (karbondioksidin emilmesi
ve oksijenin atılması gibi işlemlerin) kolay gerçekleşmesini
sağlar.
Yaprağın yassı biçimiyse tüm hücrelerin dış ortama
yakın olmasını sağlar. Bu sayede de gaz alış-verişi kolaylaşır
ve güneş ışınları, fotosentez yapan hücrelerin hepsine ulaşabilir.
Bunun aksi bir durumu gözümüzün önüne getirelim. Yapraklar
eğer yassı ve ince bir yapıya değil de herhangi bir geometrik
şekle ya da anlamsız rastgele bir şekle sahip olsalardı yaprak
fotosentez işlevini sadece güneş ile doğrudan temas eden bölgelerinde
gerçekleştirebilecekti. Bu da bitkilerin yeterli enerji ve
oksijen üretememesi anlamına gelecekti. Bunun canlılar için
en önemli sonuçlarından biri de hiç kuşkusuz ki yeryüzünde
bir enerji açığının ortaya çıkması olurdu.
Yapraklar bitkilerin hem nükleer enerji üreten
santralleri, hem besin üreten fabrikaları, hem de önemli reaksiyonları
gerçekleştirdikleri laboratuvarlarıdır. Yapraklarda hayati
önem taşıyan bu işlemlerin nasıl gerçekleştirildiğini anlamak
için yaprakların fizyolojik yapısını da kısaca incelemek gerekir.
Yaprakların İç Yapısı
Yaprağın iç yapısının enine kesiti incelenecek
olunursa dört tabakalı bir yapı ile karşılaşılacaktır.
Bu yapılardan ilki kloroplast içermeyen epidermis
tabakasıdır. Yaprağı alttan ve üstten örten epidermis tabakasının
özelliği, yaprağı dış etkilerden korumasıdır. Epidermisin
üstü koruyucu ve su geçirmez mumsu bir madde ile sarılıdır.
Bu maddeye kütiküla adı verilir. Yaprağın iç dokusuna baktığımızda
ise genelde iki hücre tabakasından oluştuğunu görürüz. Bunlardan
iç dokuyu oluşturan Palizad dokuda kloroplastça zengin hücreler,
aralarında hiç boşluk bırakmadan yan yana dizilirler. Bu doku
fotosentezi yürüten dokudur. Bunun altında bulunan Sünger
doku ise, solunumu sağlayan dokudur. Sünger dokudaki hücreler,
diğer bölümlerdeki hücrelere göre daha gevşek bir şekilde
birbirine kenetlenmiştir. Ayrıca bu dokunun hücreleri arasında
hava ile dolu boşluklar vardır.
Görüldüğü gibi bu dokuların hepsi yaprağın yapısında
son derece önemli görevlere sahiptir. Bu tür düzenlemeler
yaprakta ışığın daha iyi dağılıp yayılmasını sağlayarak fotosentez
işleminin gerçekleşmesi açısından son derece büyük bir önem
taşırlar. Bütün bunların yanı sıra yaprak yüzeyinin büyüklüğüne
göre yaprağın işlem yapma (solunum, fotosentez gibi) yeteneği
de artar. Örneğin birbirine geçmiş tropikal yağmur ormanlarında
genellikle geniş yapraklı bitkiler yetişir. Bunun çok önemli
sebepleri vardır. Sürekli ve çok miktarda yağmurun yağdığı,
birbirine geçmiş ağaçlardan oluşan tropikal ormanlarda güneş
ışığının bitkilerin her yerine eşit ulaşması oldukça zordur.
Bu da ışığı yakalamak için gerekli olan yaprak yüzeyinin artırılmasını
gerekli kılar. Güneş ışığının zor girdiği bu alanlarda bitkilerin
besin üretebilmeleri için yaprak yüzeylerinin büyük olması
hayati önem taşımaktadır. Çünkü bu özellikleri sayesinde tropik
bitkiler değişik yerlerden, en fazla faydalanacak şekilde
güneş ışığına ulaşmış olurlar.
Tam aksine kuru ve sert iklimlerde ise küçük
yapraklar bulunur. Çünkü bu iklim şartlarında bitkiler için
dezavantaj olan asıl nokta ısı kaybıdır. Ve yaprak yüzeyi
genişledikçe su buharlaşması, dolayısıyla ısı kaybı artar.
Bu yüzden ışık yakalayan yaprak yüzeyi, bitkinin su tasarrufu
yapabilmesi için iktisatlı davranacak şekilde tasarlanmıştır.
Çöl ortamlarında yaprak kısıtlaması aşırı seviyelere ulaşır.
Örneğin kaktüslerde yaprak yerine artık dikenler vardır. Bu
bitkilerde fotosentez etli gövdenin kendisinde yapılır. Ayrıca
gövde suyun depolandığı yerdir.
Buraya kadar verilen birkaç örnekte de görüldüğü
gibi bitkilerde tam anlamıyla kusursuz sistemler kurulmuştur
ve bu sistemler ilk yaratıldıkları andan itibaren özelliklerinde
hiçbir değişiklik olmadan günümüze kadar gelmişlerdir. Yapraklarını
dökmelerinden, kendilerini güneşe çevirmelerine, yeşil renklerinden,
gövdelerindeki odunsu yapıya, köklerinin varlığından meyvelerinin
oluşmasına kadar olan tüm yapıları örneksizdir. Daha iyi sistemlerin
oluşturulması hatta yapraklarda gerçekleşen işlemlerin benzerlerinin
yapılması (mesela fotosentez işlemi) günümüz teknolojisiyle
mümkün bile değildir.
Bu durum yaprakların tesadüfen oluşamayacağının
delillerinden biridir. Yaprakları en mükemmel tasarımlarıyla
yaratan hiç kuşkusuz ki tüm alemlerin Rabbi olan Allah'tır.
|