|
Oksijen Taşıyıcısı
Soluduğumuz hava, yaşamın en gerekli maddesidir.Ateşin,
odunu yakabilmesi için nasıl oksijene gereksinimi varsa,
hücrelerin de enerji üretimi sırasında şekeri
parçalayabilmek için oksijene gereksinimleri vardır. Bunun
için, oksijenin akciğerlerden kaslara ulaştırılması gereklidir.
İşte, karmaşık bir boru hattına benzetebileceğimiz kan dolaşım
sistemimiz de bu görevi üstlenir. Oksijeni taşıma görevini,
alyuvarların içindeki hemoglobin molekülü yerine getirir.
Yassı, yuvarlak ve her iki yanı basık bir yapıda olan alyuvarların
yalnızca biri neredeyse 300 milyon hemoglobin taşır. Alyuvarların,
kusursuz bir çalışma sistemi vardır. Oksijeni taşımakla kalmayıp,
onu gerektiği yerde de bırakabilirler. Bunu da en gerekli
yer ve zamanda, örneğin çok çalışan bir kas hücresinin yanından
geçerken yaparlar. Alyuvarlar, oksijeni bu şekilde gerekli
dokulara verirken, şekerin yakılmasından açığa çıkan karbondioksiti
de alarak akciğere taşır ve orada bırakırlar. Bunun ardından
hemen yeniden oksijenle bağlanır ve onu yeniden gerekli dokulara
taşırlar.
Basıncı Ayarlı Bir Akışkan
Hemoglobin molekülleri oksijenin yanısıra azotmonoksit
(NO) gazını da taşır. Eğer bu gaz kanda taşınmasıydı, kan
basıncı sürekli değişim gösterecekti. Hemoglobin ayrıca azotmonoksit
yardımıyla bir dokuya ne kadar oksijen verileceğini de denetlemektedir.
İdeal Tasarımlı Hücreler
Alyuvarlar,
miktar bakımından diğer kan hücrelerine göre çoğunluktadır.
Yetişkin bir erkeğin damarlarında 30 milyar alyuvar yüzer.
Bu sayıdaki alyuvarlarla bir futbol sahasının neredeyse yarısı
kaplanabilir. Kanımıza, dolayısıyla tenimize renk veren hücreler
alyuvarlardır. Alyuvarlar yassı disklere benzer. Esneklikleri
sayesinde de en dar kılcal damarlardan ya da en küçük gözeneklerden
geçebilirler. Alyuvarların bu esneklik özelliği olmasaydı,
vücudun pek çok noktasında takılı kalırlardı. Çünkü kılcal
damarlar yalnızca 4-5 mikrometre kalınlığındadırlar (1 mikrometre=milimetrenin
binde biri). Oysa alyuvarların çapları 7,5 mikrometredir.
Eğer alyuvarlar böylesine büyük bir esneme özelliğinde
yaratılmamış olsalardı ne olurdu? Bu sorunun cevabını şeker
hastalığını araştıranlar bilir. Şeker hastalarının kan hücreleri
genellikle esnekliklerini yitirir. Bu nedenle, hastaların
gözlerindeki hassas dokular esnek olmayan kan hücreleri tarafından
tıkanır. Bu tıkanma ise körlüğe yol açabilir.
Otomatik İşleyen Acil Durum Sistemi
Bir alyuvar hücresi bedende yaklaşık 120 gün
dolaşır. Bu sürenin sonunda görevini tamamlamış olur ve makrofaj
adlı savunma hücreleri tarafından yenir. Bu kayıp, sürekli
tekrarlanan bir üretimle dengelenir. Normal koşullarda, saniyede
2,5 milyon alyuvar üretilir, ancak gerektiğinde bu sayı artırılabilir.
Üretim hızı, eritropoietin adlı bir hormon yardımıyla dengelenmektedir.
Örneğin kaza sonucunda oluşan ağır kanamalarda ya da burun
kanaması gibi durumlarda alyuvar kaybı hızla dengelenir. Ayrıca
alyuvarların ek üretimi, solunan havadaki oksijen miktarının
düşmesi durumunda da gerçekleşir. Örneğin Himalaya dağlarına
tırmanıyorsanız, havadaki oksijen giderek düşecek, vücut ise
azalmakta olan oksijeni daha yüksek bir verimle kullanabilmek
için böyle bir tedbiri kendiliğinden alacaktır.
Mükemmel Bir Ulaşım Sistemi
Kandaki hücrelerin dışında, vücuda giren birçok
madde de kanın plazma denen kısmında taşınır. Bu sıvı, kan
hücreleri içermediğinden sarı berrak bir renktedir. Plazma,
beden ağırlığının %5'ni oluşturur ve bunun da %90'dan fazlası
sudur. İçinde tuzlar, mineraller, karbonhidratlar, yağlar
ve yüzlerce değişik türde protein yüzer. Kandaki proteinlerin
bazıları taşıyıcı proteinlerdir. Bunlar yağları kendi üzerlerine
bağlayıp onları gerekli dokulara ulaştırır. Eğer yağlar proteinler
tarafından bu şekilde taşınmasaydı, birbirleriyle birleşir
ve kanda, çorbadaki yağ öbekleri gibi, denetimsiz bir şekilde
yüzerlerdi. Bu ise ölümcül sağlık sorunları meydana getirirdi.
Bedendeki özel haberci görevini ise plazmada
dolaşan hormonlar üstlenir. Hormonlar, organlar ve hücreler
arasında kimyasal mesajlar taşıyarak haberleşmeyi sağlar.
Albümin, sayıca en fazla olan plazma proteinidir
ve bedende bir anlamda taşıyıcılık görevi yapar. Kolestrol
gibi yağları, hormonları , zehirli bir safra kesesi maddesi
olan sarı bilirubini ve penisilin gibi ilaçları kendine bağlar.
Zehirleri karaciğerde bırakır, besin maddelerini ve hormonları
ise gerekli oldukları yerlere götürür.
Özel Denetim Mekanizmaları
Besin
maddelerinin, atardamarlardan gerekli oldukları dokulara ulaşabilmesi
için, doku duvarını aşması gerekir. Doku duvarı, çok küçük
gözeneklere sahip olsa da, hiçbir madde kendiliğinden bu duvardan
geçemez. İşte bu sorunu çözen ve besinleri doku duvarından
geçiren etken, kan basıncıdır. Ancak besin maddelerinin dokulara
gerektiğinden fazla geçmesi durumunda ise, bu kez dokuda iltihaplanma
oluşacaktır. Bu nedenle, kan basıncını dengelemek için, sıvıyı
kana geri çeken bir mekanizma kurulmuştur. Bu görevi yine
albümin üstlenir. Albümin, doku duvarlarındaki küçük gözeneklerden
geçmek için fazla büyüktür ve kandaki yüksek yoğunluğu nedeniyle,
suyu bir sünger gibi emer. Albümin olmasaydı beden, adeta
suda beklemiş bir fasulye gibi şişerdi.
Beyinde ise, kandaki maddelerin denetimsiz bir
biçimde doku duvarlarından geçmemesi gereklidir. Çünkü istenmeyen
bir madde sinir hücrelerine (nöronlara) zarar verebilir. Bu
nedenle beyin, zarar gelebilecek tüm olasılıklara karşı korunur.
Gözenekler, yoğun hücre tabakaları ile kapatılmıştır. Her
maddenin, dokuya kolayca ulaşmak yerine, bir kontrol noktasından
geçer gibi öncelikle bu hücreleri aşması gerekir. Bu şekilde,
bedenin en duyarlı organına dengeli bir besin akışı sağlanmış
olur.
Vücuttaki Termostat
Kan, zehirler, gazlar, akyuvarlar, vitaminler
ve başka maddeler dışında, ısıyı da taşır. Isı, hücrelerdeki
enerji kazanımı sırasında yan ürün olarak açığa çıkar. Isıyı
bedenin geneline dağıtmanın ve beden sıcaklığını dış ortam
sıcaklığına göre ayarlamanın yaşamsal önemi vardır. Eğer vücudumuzun
ısı dağıtım sistemi olmasaydı, kol gücüyle yaptğımız bir iş
sonucunda kollarımız aşırı derecede ısınır, diğer bölgelerimiz
ise soğuk kalırdı. Böyle bir yapı, metabolizmaya büyük zarar
verdi.
İşte bu nedenle ısı bedene dağıtılır. Bunun yolu
da kan dolaşımıdır. Beden geneline yayılan bu ısının düşürülmesi
için de terleme mekanizması devreye girer.
Dahası, deri altındaki kan damarları genişler
ve böylece kanın taşıdığı ısıyı havaya bırakması kolaylaştırılır.
Bu nedenle koştuğumuz ya da yüksek tempolu başka bir fiziksel
iş yaptığımız zaman, damarların genişlemesi sonucunda yüzümüz
kızarır.
Kan, soğutma kadar ısıyı koruma işinde de büyük
rol oynar. Soğuk bir havada derimizin altındaki kan damarları
daralır.
Bundaki amaç, dışarıdaki havaya yakın olan bölgelerdeki
kanı azaltmak ve böylece soğumayı minimuma indirmektedir.
Üşüyen bir insanın ten renginin beyazlaşmasının nedeni, vücudun
otomatik olarak aldığı bu tedbirdir.
Vücudumuzun içinde bu derece hayati görevleri
olan kan, bütün özellikleriyle birlikte aynı anda, tek bir
Yaratıcı tarafından yaratılmıştır.
Bu Yaratıcı, üstün ilim ve kudret sahibi olan
Allah'tır.
|