| Darwin, teorisinin önündeki zorlukların
gelişen bilim tarafından aşılacağını, yeni bilimsel bulguların
teorisini güçlendireceğini umuyordu. Ancak gelişen bilim,
Darwin'in umutlarının tam aksine, teorinin temel iddialarını
birer birer dayanaksız bırakmıştır.
Öyle ki evrim teorisi bugün, lehinde yürütülen
tüm propagandalara rağmen, Avustralyalı ünlü moleküler biyolog
Michael Denton'ın Evolution: A Theory in Crisis adlı kitabında
vurguladığı gibi "kriz içinde bir teori"dir.
Darwinizm'in bilim karşısındaki yenilgisi, üç
temel başlıkta incelenebilir:
1) Teori, hayatın yeryüzünde ilk kez nasıl ortaya
çıktığını asla açıklayamamaktadır.
2) Teorinin öne sürdüğü "evrim mekanizmaları",
gerçekte hiç bir evrimleştirici etkiye sahip değildir.
3) Fosil kayıtları, evrim teorisinin öngörülerinin
tam aksine bir tablo ortaya koymaktadır.
"Hayat Tesadüfen Ortaya Çıktı" İddiasının Geçersizliği
Darwin teorisini 1800'lerin ortasında geliştirmişti.
O dönemin en dikkat çekici özeliği ise, bilim düzeyinin bugünle
kıyaslanamayacak kadar geri olmasıydı. Ne Darwin ne de teoriye
öncülük eden diğer isimler, canlıların nasıl üredikleri, nasıl
bir biyokimyaya sahip oldukları, kalıtımın nasıl gerçekleştiği
gibi konularda hemen hiç bir bilgiye sahip değillerdi. Canlılığın
detayları gözlemlenemediği için, hayatın tesadüfen ortaya
çıkmış ve yine tesadüflerle gelişmiş olabileceği iddiasını
makul gösterebilmişlerdi.
Oysa 20. yüzyılın gelişen bilimi, canlılığın
detaylarında evrimcilerin hiç ummadıkları kadar karmaşık bir
bilgi ve plan olduğunu ortaya çıkardı. Darwin ve yandaşları
"bir hücrenin oluşması için gerekli kimyasalları karıştırıp
uzunca bir süre beklemek yeterlidir" diyorlardı. Oysa 20.
yüzyılın ikinci yarısında modern elektron mikroskoplarının
altında incelenen canlı hücresi, bambaşka bir tablo ortaya
koydu. Hücrede o denli karmaşık bir tasarım vardı ki, bu yapının
tesadüfen oluşması, ünlü İngiliz astronom ve matematikçi Sir
Fred Hoyle'un ifadesiyle, "bir hurda yığınına isabet eden
kasırganın savurduğu parçalarla tesadüfen bir Boeing 747 uçağının
oluşması" kadar imkansızdı. (Fred Hoyle, Nature, 12 Kasım
1981)
Hatta bu benzetme bile yetersizdir; çünkü insanoğlu
ulaştığı teknolojiyle Boeing 747 yapabildi, ama bugün hala
dünyanın hiç bir laboratuvarında tek bir canlı hücresi bile
sentezlenemedi.
Peki bu neyi gösterir? Bu kadar karmaşık bir
yapı, evrim teorisinin iddia ettiği gibi tesadüflerle ortaya
çıkmış olamaz. Nasıl bir saat, çarkların tesadüfen meydana
gelmesiyle oluşamaz ve kendisini yapan bir saatçinin varlığını
ispatlarsa, hücre-ve canlılığın tüm diğer parçaları-kendilerini
yaratan üstün bir Yaratıcı'nın, yani Allah'ın varlığını ispatlar.
Bugün evrim teorisini kriz içine sokan en büyük
gerçeklerden biri budur. Nitekim hiç bir evrimci canlılığın
tesadüfen nasıl ortaya çıktığı sorusuna cevap aramaya bile
çalışmamaktadır.
Hayali Mekanizmalar
Canlılığın yeryüzünde tesadüfen ortaya çıkmasının
imkansız oluşu gibi, canlı türlerinin birbirlerine dönüşmesi
de imkansızdır. Çünkü doğada böyle bir güç yoktur. Doğa dediğimiz
taşı, toprağı, havayı, suyu oluşturan bütün, bilinçsiz atomların
bir toplamıdır. Bu cansız madde yığını, bir solucanı balığa
çevirecek, sonra onu karaya çıkarıp sürüngen yapacak, sonra
kuş yapıp uçuracak ve en son olarak da insana dönüştürecek
bir güce sahip değildir.
Bunun aksini iddia eden Darwin, "evrim mekanizması"
olarak tek bir kavram öne sürmüştü: Doğal seleksiyon. Doğal
seleksiyon doğal seçme demektir. Güçlü ve içinde bulunduğu
doğal şartlara uygun olan canlıların hayatta kalacağı düşüncesine
dayanır. Örneğin aslanlar tarafından tehdit edilen bir zebra
sürüsünde, daha hızlı koşabilen zebralar hayatta kalacaktır.
Ama elbette bu mekanizma, zebraları evrimleştirmez, onları
başka bir canlı türüne, örneğin fillere dönüştürmez.
Nitekim doğal seleksiyonun canlıları evrimleştirdiğine
dair tek bir gözlemlenmiş delil yoktur. Ünlü bir evrimci olan
İngiliz paleontolog Colin Patterson, bu gerçeği şöyle itiraf
eder:
"Hiç kimse doğal seleksiyon mekanizmalarıyla
yeni bir tür üretememiştir. Hiç kimse böyle bir şeyin yakınına
bile yaklaşamamıştır. Bugün neo-Darwinizmin en çok tartışılan
konusu da budur. (Colin Patterson, "Cladistics", Brian Leek
ile Röportaj, Peter Franz, 4 Mart 1982, BBC)
Doğal seleksiyonun hiç bir evrimleştirici etkiye
sahip olmadığını gören evrimciler, 20. yüzyılda iddialarına
bir de "mutasyon" kavramını eklemişlerdir. Mutasyonlar, radyasyon
gibi dış etkenler sonucunda canlıların genlerinde meydana
gelen bozulmalardır. Evrimciler ise bu bozulmaların canlıları
evrimleştirdiğini öne sürerler.
Bu iddia bilimsel veriler tarafından yalanlanmaktadır.
Çünkü gözlemlenen tüm etkili mutasyonlar, canlılara sadece
zarar verirler. Mutasyonlar insanlarda mongolizm, Down Sendromu,
albinizm, cücelik, orak hücre anemisi gibi zihinsel ya da
bedensel bozukluklara ya da kanser gibi hastalıklara neden
olmaktadırlar.
Bugüne dek, canlıların genetik bilgisini geliştiren
tek bir mutasyon bile gözlemlenememiştir. Bu nedenle Fransız
Bilimler Akademisi Eski Başkanı Pierre-Paul Grassé, bir evrimci
olmasına rağmen "ne kadar çok sayıda olurlarsa olsunlar, mutasyonlar
herhangi bir evrim meydana getirmezler." itirafında bulunur.
(Pierre-Paul Grassé, Evolution of Living Organisms, Academic
Press, New York, 1977, s. 88)
Evrimin Fosil Kayıtlarındaki Çöküşü
Günümüz canlılarının amberlerin
içinde bulunan milyonlarca yıllık fosilleri evrim senaryosunu
savunanlara çok büyük bir darbe olmuştur. |
Evrim teorisi, 20. yüzyıldaki bir diğer büyük
hezimetini de fosil kayıtlarında yaşadı. Evrimin öne sürdüğü
ve canlıların ilkel türlerden gelişmiş türlere kademe kademe
evrimleştiğini göstermesi beklenen "ara geçiş formlarına"
(örneğin yarı balık-yarı kuşlara ya da yarı sürüngen-yarı
memelilere) bir türlü rastlanamadı. Eğer gerçekten bu tür
canlılar geçmişte yaşamış olsalardı, bunların sayılarının
ve çeşitlerinin milyonlarca hatta milyarlarca olması ve bunların
fosillerinin bulunması gerekirdi. Evrimciler 19. yüzyılın
ortasından bu yana dünyanın dört bir yanında hummalı fosil
araştırmaları yaparak bu ara geçiş formlarını aradılar, ama
tek bir tane bile bulamadılar. Ünlü İngiliz paleontolog (fosil
bilimci) Derek W. Ager, bir evrimci olmasına karşın bu gerçeği
şöyle itiraf eder.
Sorunumuz şudur: Fosil kayıtlarını detaylı olarak
incelediğimizde, türler ya da sınıflar seviyesinde olsun,
sürekli olarak aynı gerçekle karşılarız; kademeli evrimle
gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz. (Derek
A. Ager. "The Nature of the Fossil Record". Proceedings of
the British Geological Association, vol. 87, no. 2, s. 133)
Yapılan kazılarda ve araştırmalarda elde edilen
bütün bulgular, evrimcilerin beklediklerinin aksine, canlıların
yeryüzünde birdenbire, eksiksiz ve kusursuz bir biçimde ortaya
çıktıklarını göstermektedir. Bu ise Allah tarafından yaratıldıklarının
ispatıdır.
Sonuç
Tüm bu bulgular, 20. yüzyılın sonunda evrim teorisini
kesin biçimde geçersiz kılmıştır. Ancak bu gerçek dünyanın
çoğu ülkesinde kamuoyundan gizlenir ve insanlar evrim masalları
ile aldatılmaya devam edilir. Evrim dogmatik bir ısrarla savunulur.
Bunun tek nedeni ise, bazı çevrelerin, yaratılış gerçeğini
ve dolayısıyla Allah'ın varlığını ideolojik ve felsefi nedenlerle
kabul etmek istemeyişleridir. Yaratılış karşısında öne sürülebilecek
tek alternatif evrim olduğu için de, ısrarla bu bilim dışı
efsaneyi yaşatmak istemektedirler.
Oysa gerçek, her akıl ve sağduyu sahibi insan
tarafından görülecek kadar açıktır: Tüm canlılar, göklerin
ve yerin Rabbi olan Allah tarafından üstün ve kusursuz bir
yaratılışla var edilmiştir. Kendisi'ne karşı sorumlu olduğumuz
tek varlık, bizi yoktan yaratmış olan Allah'tır.
|