DEPREMDEN ALINACAK ÖĞÜTLER

Geçtiğimiz ay ülkemizin önemli bir bölümünde büyük bir felaket yaşadık. Sadece 45 saniye süren bir sarsıntı onbinlerce insanımızın hayatını kaybetmesine, yüzbinlerce evin yerle bir olmasına ve milyar dolarla ifade edilen maddi zarara yol açtı. Şimdi ise tüm bu yaralar sarılmaya, zarar giderilmeye çalışılıyor. İleriye dönük tedbir olarak neler yapılabilir onlar tartışılıyor.

Depremin bu görünen yönlerinin dışında asıl önemli olan bir yönü de var ki, bu felakete şahit olan herkes bu gerçeği yaşadı: Deprem anında ve sonrasında insanlar, tüm gücün sahibi, yerlerin, göklerin ve ikisinin arasındakilerin Rabbi olan Allah'a yöneldiler.

45 saniye boyunca herkes kendilerini koruması, depremin son bulması için tek ilah olan Allah'a yalvardılar.

Herkes Allah dışında hiçbir gücün kendilerinibu felaketten koruyamayacağını, Allah'tan başka sığınacak bir güç ve koruyucu olamayacağını anladı. Hatta depremin ardından, radyo ve televizyon kanallarından tüm halk Allah'a yalvararak dua etmeye çağrıldılar.

Düşünmeye pek alışık olmayan bir insana Allah'ın gücü ve azameti ne kadar anlatılırsa anlatılsın bu gerçeği gereği gibi kavrayamayabilir. Ancak 45 saniye süren şiddetli sarsıntı boyunca depremi yaşayanlar, Allah'ın azametini ve gücünü gördüler.

Bu afet bir anda milyonlarca insanın Allah'a samimi olarak yönelmelerine vesile oldu. Deprem sabahında sokaklara kadar dolan camiler, televizyon ve radyo kanallarından yapılan anonslar bunun en açık göstergelerinden biriydi. Ertesi gün gazetelerde toplu olarak Allah'a dua eden insanlarımızın resimleri bulunmaktaydı. Bu insanların bir kısmı belki de hayatında ilk defa bir camide namaz kılmaktaydı.

Bu durum depremin çok önemli bir yönüdür. Çünkü Allah Kuran'ın birçok ayetinde doğal afetlerin insanlara isabet etmesindeki hikmetin, onlara Kendisi'ni hatırlatmak, insanların dünya hırslarından vazgeçmelerini sağlamak ve insanları doğru yola iletmek olduğunu bildirmiştir.

Kuran ayetlerinde ise zorluk ve afet anında Allah'a içtenlikle yönelen insanlardan şöyle söz edilir:

"Karada ve denizde sizi gezdiren O'dur. Öyle ki siz gemide bulunduğunuz zaman, onlar da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmektelerken, ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde O'na 'gönülden katıksız bağlılar (muhlisler)' olarak Allah'a dua etmeye başlarlar: "Andolsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak sana şükredenlerden olacağız." (Yunus Suresi, 22)

Gerçekten bu depremde de insanların büyük bir çoğunluğu "gönülden katıksız bağlılar" olarak Allah'a dua etmeye başladılar. Allah bu ayetin ardından insanları sıkıntılardan kurtardığını bildirmektedir. Aynı zamanda da felaketten kurtulan insanları tekrar sapmalarına karşı uyarmaktadır:

"Ama (Allah) onları kurtarınca, hemen haksız yere, yeryüzünde taşkınlığa koyulurlar. Ey insanlar, sizin taşkınlığınız, ancak kendi aleyhinizedir; (bu) dünya hayatının geçici metaıdır. Sonra dönüşünüz bizedir, biz de yaptıklarınızı size haber vereceğiz." (Yunus Suresi, 23)

Bu büyük afetin hayırlı bir yönü ilahi bir ders olması, insanlara Allah'ın varlığını, yüceliğini ve kudretini hissettirmesidir. Ancak önemli olan Rabbimiz'in ayetinde bildirdiği gibi, insanların başından bu felaket kaldırıldığında, gerisin geri dönmemeleri, bundan sonraki hayatlarını Allah'a samimi olarak yönelmiş, takva sahibi kişiler olarak yaşamalarıdır.

Marmara depreminin sebep olduğu bir manzara. Bu doğal afet bize bu tür olaylara karşı daha ciddi tedbirler almamız gerektiğini hatırlattı. Milletçe, bir daha bu tür bir felaketle karşılaşma durumunda böyle manzaralarla karşılaşmamayı umuyoruz.

Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, Biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik." (Araf Suresi, 96)

Allah, bu depremle birçok insana dünyanın geçici, çürük ve yokolacak bir yer olduğunu gösterdi. Belki de ölümü hiç akıllarına getirmeyen, hatta bir gün yaşlanacağını bile düşünmeyen, dünya hayatının "süsleri" ile oyalanıp ömürlerini tüketmekte olan insanlar, bir anda dünyada sahip oldukları herşeyin boş ve geçici olduğunu anladılar. Belki de birkaç saat önce insanların zihinlerini meşgul eden, hayatlarının en önemli sorunu olarak gördükleri konular bir anda sorun olmaktan çıktı, hatta unutulup gitti. Herkes ölümün eşiğine gelmenin, ölüm anının yakınlaşmasının nasıl olduğunu yakinen yaşadı.

Allah dünya hayatının geçiciliğini ve en süslü mekanların bile ne hale gelebileceğini bir ayetinde şöyle bildirir:

"Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz, onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken (işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir de, dün sanki hiç bir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk için biz ayetleri böyle birer birer açıklarız." (Yunus Suresi, 24)

Allah ayetlerini düşünen bir topluluk için açıkladığını bildirmektedir. Öyle ise bizlere düşen, düşünmek ve gerekli ibreti görerek öğüt almaktır. Bir düşünün, bir kaç saat önce insanların bakmaktan zevk aldıkları, eğlencelere daldıkları mekanlar şu anda yerle bir. Ayette de bildirildiği gibi hepsi "dün sanki bir zenginliği yokmuş gibi". Bu öğüt alan insanlara, dünya hayatının tüm varlığı ile; evleri, mekanları, arabaları, zenginlikleri, işyerleri ile kısa ömürlü, geçici ve sonlu olduğunu gösteren önemli bir ibrettir.

Tüm bunların ardından unutulmaması gereken ve Allah'ın Kuran'da müminlere bir müjde olarak bildirdiği önemli bir gerçek de şudur:

" Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır." (İnşirah Suresi, 5-6)

Bizlere düşen samimi olarak Allah'a dua ederek, milletimizin üzerindeki bu büyük afeti hayra dönüştürmesini, bizlere işlerimizde kolaylık vermesini Rabbimiz'den istemektir. İnşallah Allah bunun ardından milletimize aydınlık günler getirecektir. Allah bir ayetinde kendisine yönelen insanları nasıl zengin kılacağını ve bereketlendireceğini şöyle bildirmektedir:

"Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik." (Araf Suresi, 96)