45 saniye boyunca herkes kendilerini
koruması, depremin son bulması için tek ilah olan Allah'a
yalvardılar.
Herkes Allah dışında hiçbir gücün kendilerinibu
felaketten koruyamayacağını, Allah'tan başka sığınacak bir
güç ve koruyucu olamayacağını anladı. Hatta depremin ardından,
radyo ve televizyon kanallarından tüm halk Allah'a yalvararak
dua etmeye çağrıldılar.
Düşünmeye pek alışık olmayan bir insana Allah'ın
gücü ve azameti ne kadar anlatılırsa anlatılsın bu gerçeği
gereği gibi kavrayamayabilir. Ancak 45 saniye süren şiddetli
sarsıntı boyunca depremi yaşayanlar, Allah'ın azametini ve
gücünü gördüler.
Bu afet bir anda milyonlarca insanın Allah'a
samimi olarak yönelmelerine vesile oldu. Deprem sabahında
sokaklara kadar dolan camiler, televizyon ve radyo kanallarından
yapılan anonslar bunun en açık göstergelerinden biriydi. Ertesi
gün gazetelerde toplu olarak Allah'a dua eden insanlarımızın
resimleri bulunmaktaydı. Bu insanların bir kısmı belki de
hayatında ilk defa bir camide namaz kılmaktaydı.
Bu durum depremin çok önemli bir yönüdür. Çünkü
Allah Kuran'ın birçok ayetinde doğal afetlerin insanlara isabet
etmesindeki hikmetin, onlara Kendisi'ni hatırlatmak, insanların
dünya hırslarından vazgeçmelerini sağlamak ve insanları doğru
yola iletmek olduğunu bildirmiştir.
Kuran ayetlerinde ise zorluk ve afet anında Allah'a
içtenlikle yönelen insanlardan şöyle söz edilir:
"Karada ve denizde sizi gezdiren O'dur. Öyle
ki siz gemide bulunduğunuz zaman, onlar da güzel bir rüzgarla
onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmektelerken, ona
çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar onları
kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gerçekten kuşatıldıklarını
sanmışlarken, dinde O'na 'gönülden katıksız bağlılar (muhlisler)'
olarak Allah'a dua etmeye başlarlar: "Andolsun eğer bundan
bizi kurtaracak olursan, muhakkak sana şükredenlerden olacağız."
(Yunus Suresi, 22)
Gerçekten bu depremde de insanların büyük bir
çoğunluğu "gönülden katıksız bağlılar" olarak Allah'a dua
etmeye başladılar. Allah bu ayetin ardından insanları sıkıntılardan
kurtardığını bildirmektedir. Aynı zamanda da felaketten kurtulan
insanları tekrar sapmalarına karşı uyarmaktadır:
"Ama (Allah) onları kurtarınca, hemen haksız
yere, yeryüzünde taşkınlığa koyulurlar. Ey insanlar, sizin
taşkınlığınız, ancak kendi aleyhinizedir; (bu) dünya hayatının
geçici metaıdır. Sonra dönüşünüz bizedir, biz de yaptıklarınızı
size haber vereceğiz." (Yunus Suresi, 23)
Bu büyük afetin hayırlı bir yönü ilahi bir ders
olması, insanlara Allah'ın varlığını, yüceliğini ve kudretini
hissettirmesidir. Ancak önemli olan Rabbimiz'in ayetinde bildirdiği
gibi, insanların başından bu felaket kaldırıldığında, gerisin
geri dönmemeleri, bundan sonraki hayatlarını Allah'a samimi
olarak yönelmiş, takva sahibi kişiler olarak yaşamalarıdır.
Marmara depreminin sebep olduğu
bir manzara. Bu doğal afet bize bu tür olaylara karşı
daha ciddi tedbirler almamız gerektiğini hatırlattı.
Milletçe, bir daha bu tür bir felaketle karşılaşma durumunda
böyle manzaralarla karşılaşmamayı umuyoruz.
Eğer o ülkeler halkı
inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine
hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler)
açardık; ancak onlar yalanladılar, Biz de onları kazanageldikleri
nedeniyle yakalayıverdik." (Araf Suresi, 96) |
Allah, bu depremle birçok insana dünyanın geçici,
çürük ve yokolacak bir yer olduğunu gösterdi. Belki de ölümü
hiç akıllarına getirmeyen, hatta bir gün yaşlanacağını bile
düşünmeyen, dünya hayatının "süsleri" ile oyalanıp ömürlerini
tüketmekte olan insanlar, bir anda dünyada sahip oldukları
herşeyin boş ve geçici olduğunu anladılar. Belki de birkaç
saat önce insanların zihinlerini meşgul eden, hayatlarının
en önemli sorunu olarak gördükleri konular bir anda sorun
olmaktan çıktı, hatta unutulup gitti. Herkes ölümün eşiğine
gelmenin, ölüm anının yakınlaşmasının nasıl olduğunu yakinen
yaşadı.
Allah dünya hayatının geçiciliğini ve en süslü
mekanların bile ne hale gelebileceğini bir ayetinde şöyle
bildirir:
"Dünya hayatının örneği, ancak gökten indirdiğimiz,
onunla insanların ve hayvanların yediği yeryüzünün bitkisi
karışmış olan bir su gibidir. Öyle ki yer, güzelliğini takınıp
süslendiği ve ahalisi gerçekten ona güç yetirdiklerini sanmışlarken
(işte tam bu sırada) gece veya gündüz ona emrimiz gelmiştir
de, dün sanki hiç bir zenginliği yokmuş gibi, onu kökünden
biçilip atılmış bir durumda kılmışız. Düşünen bir topluluk
için biz ayetleri böyle birer birer açıklarız." (Yunus Suresi,
24)
Allah ayetlerini düşünen bir topluluk için açıkladığını
bildirmektedir. Öyle ise bizlere düşen, düşünmek ve gerekli
ibreti görerek öğüt almaktır. Bir düşünün, bir kaç saat önce
insanların bakmaktan zevk aldıkları, eğlencelere daldıkları
mekanlar şu anda yerle bir. Ayette de bildirildiği gibi hepsi
"dün sanki bir zenginliği yokmuş gibi". Bu öğüt alan insanlara,
dünya hayatının tüm varlığı ile; evleri, mekanları, arabaları,
zenginlikleri, işyerleri ile kısa ömürlü, geçici ve sonlu
olduğunu gösteren önemli bir ibrettir.
Tüm bunların ardından unutulmaması gereken ve
Allah'ın Kuran'da müminlere bir müjde olarak bildirdiği önemli
bir gerçek de şudur:
" Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık
vardır.Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır." (İnşirah
Suresi, 5-6)
Bizlere düşen samimi olarak Allah'a dua ederek,
milletimizin üzerindeki bu büyük afeti hayra dönüştürmesini,
bizlere işlerimizde kolaylık vermesini Rabbimiz'den istemektir.
İnşallah Allah bunun ardından milletimize aydınlık günler
getirecektir. Allah bir ayetinde kendisine yönelen insanları
nasıl zengin kılacağını ve bereketlendireceğini şöyle bildirmektedir:
"Eğer o ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı,
gerçekten üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar
(bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları
kazanageldikleri nedeniyle yakalayıverdik." (Araf Suresi,
96)
|