DEPREM: ALLAH'TAN BİR ÖĞÜT VE HATIRLATMA

lk kez, Alman Meteoroloji Uzmanı Alfred Wegener 1915 yılında yayınlanan bir makalesinde kıtaların 500 milyon yıldır kaydığını söylediğinde çok fazla kimse onu dikkate almamıştı. Ancak ölümünden bir süre sonra bilim adamları Wegener'in haklılığını anladılar. Ve dahası yeryüzündeki depremlerin büyük kısmının nedeninin kıtaların kayması olduğu ortaya çıktı.

Kıtaların nasıl kaydıkları kısaca şöyle açıklanabilir: "Levha" olarak isimlendirilen ve okyanusları ve kıta parçalarını üzerlerinde taşıyan parçalar vardır. Bu görkemli parçalar bir suyun üzerinde yüzen sallar gibi birbirlerine çarparlar, birbirlerine sürtünerek hareket ederler. Hareket hızları ise yılda 3cm ile 15 cm arasındadır.

Örneğin Arabistan levhası kuzey-kuzeybatı doğrultusunda yılda 4.5 cm hızla ilerleyerek, Anadolu levhasını devamlı sıkıştırmaktadır. Türkiye'de meydana gelen depremlerin ana nedeni Arabistan levhasının işte bu hareketidir.

Depremlerin oluşumu aşamasında da birçok olay meydana gelir. Bunlar kısaca şöyle özetlenebilir. Yerkürenin içinde fay olarak adlandırılan kaya kırıkları vardır. Bu kırıkların üzerinde biriken enerjinin aniden boşalması sonucunda bir yer değiştirme hareketi meydana gelir. İşte bu yer değiştirmenin sebep olduğu dalga hareketine deprem denir. Bunlar genelde çoğu insanın bildiği tanımlardır. Ancak depremle ilgili insanların büyük bir bölümünün bilmediği bir gerçek daha vardır: Deprem aslında canlılığın varolması için gerekli bir doğa olayıdır. Çünkü depremler, sayesinde dünyadaki gaz dengesi sağlanır. Bunu diğer gezegenlerden örnek vererek şöyle açıklayabiliriz.

Bilindiği gibi Venüs'te ve Mars'ta hayat yoktur. Bunun en önemli nedenlerinden biri bu iki gezegenin yerkabuğunun yapısının dünyanınkinden çok farklı olmasıdır. Örneğin Venüs'te yanardağlardan püsküren karbondioksit ve diğer bazı gazlar, atmosferde birikip gezegenin yüzeyine düşen güneş ışınlarını hapsederler. Bunun nedeni Venüs'ün kabuğunun yekpare olmasıdır. Mars'ın da kabuğu parçalanmamış olduğu için aynı Venüs gibi güneş ışınlarını hapseder. Dolayısıyla canlılık için gerekli olan güneş ışınları gezegenin yüzeyinde bulunamaz. Dünya'da ise levha denen bu kabuk parçalarının hareketi ihtiyacımız olan gazları uygun ölçüde tutmaktadırlar. Biriken gazlar başka levhaların altına dalarak, kabuk parçalarıyla yeniden Dünya'nın sıcak mantosuna döner. Okyanus diplerinde sıcak mantonun oluşturduğu yeni kabukla gereksinim duyduğumuz gazlar yeryüzüne çıkar. İşte bu döngü sayesinde dünyanın ılıman iklimi sağlanmış olur.

 

Allah, tüm evrende bizim bildiğimiz ve bilmediğimiz yönleri olan kusursuz bir düzen yaratmıştır. İnsanın öğrendiği her bilgi Allah'a olan yakınlığının ve Allah'tan korkup sakınmasının güçlenerek artmasına vesile olmaktadır. Allah sonsuz bir ilmin sahibidir. Sadece yeryüzü kabuğunun altında meydana gelen bu olaylar bile Allah'ın sonsuz gücünü ve ilmini bizlere anlatmaya yeter. Ancak her olayda olduğu gibi deprem olayında da sadece öğüt alıp düşünebilenler için hikmetler ve ibretler bulunmaktadır. Depremin, tüm diğer olaylar gibi Allah tarafından birçok hikmetle birlikte yaratılan bir doğa olayı olduğu çok açıktır.

Geçtiğimiz aylarda yaşadığımız ve hala etkileri devam eden deprem felaketi de Allah'ın dilemesi ve "Ol" demesi ile gerçekleşmiştir. Allah'ın Teğabün Suresi'nde de bildirdiği gibi; "Allah'ın izni olmaksızın hiç bir musibet (hiç kimseye) isabet etmez..." (Teğabün Suresi, 11)

Bununla birlikte bazı çevreler bu açık gerçeği kavrayamadıkları için, depremin bilimsel bir olay olduğunu, depremi meydana getiren sebeplerin sadece bilimin konusu olabileceğini ileri sürerek, depremin ve diğer doğa olaylarının Allah'ın kontrolünde olduğu gerçeğini reddetmektedirler. Ancak bu kişilerin unuttukları veya gözardı ettikleri önemli bir gerçek vardır:

Bilimin araştırma konusu olan sebepleri ve doğa kanunlarını yaratan, evrendeki kusursuz düzeni kuran, yeraltının yapısını meydana getiren, depremlere sebep olacak şekilde kıtaları, levhaları kaydıran, yer altındaki kayaları kırarak "fay"ları oluşturan yerin, göğün ve ikisinin arasındakilerin Rabbi olan, sonsuz güç sahibi Allah'tır. Dolayısıyla doğa olaylarını Allah'ın yarattığını söylemekle, doğa olaylarına sebebiyet veren kanunların veya olayların varlığı ve bilimsel açıklamalar inkar edilmiş olmaz. Çünkü bilimsel izahları olanaklı kılan kanunların hepsini yaratan Allah'tır. Allah dilediği zaman bu kanunları devreye sokar ve o tabiat olayları meydana gelir. Örneğin bu son depremin görünen nedenleri için Kuzey Anadolu Fay Hattı, Arabistan yarımadasının kayması, yeraltında biriken enerjinin boşalması gerektiği gibi açıklamalar yapılabilir. Ancak gerçekte bu olayın yerini, zamanını, o tarihte, o saatte kimin nerede olacağını belirleyen, ve tabiat kanunlarını harekete geçirerek bilimsel sebepleri de yaratan Allah'tır.

17 Ağustos depreminde, düşünen iman sahipleri için çok önemli hikmetler bulunmaktadır.

Depremin Allah'ın yarattığı bir olay olduğu söylendiğinde bazı kimseler, "ama o depremde bir çok masum insan ve çocuk da öldü" şeklinde düşünmüş olabilirler. Ancak bu yukarıda bahsettiğimiz açık gerçeğin görmezden gelindiği bir düşünme tarzıdır. Çünkü deprem sırasında hayatını kaybeden insanlarımız deprem yüzünden ölmemişlerdir. Onlar ecelleri geldiği için ölmüşlerdir. Her insanın kaderinde hangi gün hangi sebeple öleceği yazılıdır. Hiç kimse bu kaderini değiştiremez. Dolayısıyla deprem sırasında ölenler kaderlerinde olduğu için o gün o saatte ölmüşlerdir.

Bu insanların deprem sırasında ölmeleri Allah'ın onları cezalandırdığı anlamına gelmez. Örneğin deprem sırasında hayatını kaybetmiş olan masum bir çocuk veya Allah katında salih olan bir insan için ölüm, sonsuz ve kusursuz bir hayatın, cennet hayatının başlangıcı demektir. Her ne kadar biz onları enkaz altında can çekişerek ölmüş gibi görsek bile Allah Kuran'da mümin ve masum kimselerin canlarının ölüm melekleri tarafından yumuşakça çekilip alındığını ve onların korkmamaları için melekler tarafından cennetle müjdelendiklerini bildirmektedir. Dolayısıyla ölüm, hangi sebeple gelirse gelsin, müminler ve masum çocuklar için Allah'ın bir rahmeti ve sonsuz müjdesinin başlangıcıdır. Masum ve salih bir insan için ölümün gerçek yüzü işte budur.

Tüm bu gerçeklerin yanısıra insanı ölüme yaklaştırabilecek yüzbinlerce sebep her an mevcuttur. Her an gökten göktaşı düşebilir, dünya yörüngesinden fırlayabilir veya deprem korkusuyla yaşayan bir insanın vücudundaki amansız bir hastalık virüsü onu ölüme doğru götürüyor olabilir. Sonuçta depremle veya başka bir sebeple her insan için ölüm yazılmıştır. Unutmamak gerekir ki, Allah dilediği zaman, dilediği sebebi yaratarak, dilediği kimsenin canını alabilir. Allah yine dilediği kimsenin ölümünü de bir hikmet ile erteleyebilir, en zorlu felakette bile o kişiyi en ufak bir zarara uğratmayabilir. Örneğin son zamanlarda gazetelerde sıkça rastladığımız bir haber de buna bir örnektir. Deprem felaketinin İstanbul'u teğet geçtiği haberi pek çok basın-yayın organında yer almıştır. Bilindiği gibi İstanbul'un iki ucu sayılabilecek yerlerde; İzmit'te ve Avcılar'da ağır hasarlar oluşmuştur. Ama İstanbul'da neredeyse çatlak bile yoktur. Felakete bu kadar yakınken ve yakın çevresi deprem felaketinden dolayı yerle bir olurken İstanbul'da neden kimsenin neredeyse burnu bile kanamamıştır?

Bu da elbette ki her insanın üzerinde düşünmesi ve bu olayda Allah'ın yarattığı hikmetleri, Kuran doğrultusunda, araştırması gereken bir konudur. Bu şekilde düşünmedikleri için en büyük yanılgıda olanlar tüm bunları tesadüfler sonucunda meydana gelen doğa olaylarına bağlayanlardır. Allah herşeyde bir öğüt ve bir hatırlatma yaratır. Ancak Allah'ın öğüt alıp düşünebilen kullarının sayısı gerçekten çok azdır:

"Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez." (Bakara Suresi, 269)