Sarı asma kuşu gibi türler alarm verirlerken
dar frekans aralığı olan ve yüksek perdeden bir ses çıkartırlar.
İnsan kulağı bunu ince bir ıslık gibi algılar.
Bu sesin en önemli özelliği ise kaynağının
yönünün anlaşılmamasıdır.. Bu, sürüsünü uyaran kuş için
önemli bir avantajdır. Çünkü kuş aslında düşmanı gördüğünde
çığlık atarak bütün dikkati üzerine çekmeyi göze almaktadır.
Ama sesin yönü belli olmadığı için tehlike nispeten azalmaktadır.
Koloniler halinde yaşayan böceklerde de, tehlikeyi
ilk sezen böcek bütün koloniyi uyarır. Ancak, tehlikeyi
haber veren böceğin salgıladığı alarm kokusu düşmanın da
dikkatini çeker. Dolayısıyla kolonisini tehlikeye karşı
uyaran böcek ölümü de göze almış olur.
Çayır köpekleri büyük koloniler şeklinde yaşarlar.
Adeta bir kent haline dönüşmüş olan yuvaları, yaklaşık 30
hayvanın yaşadığı bölümlere ayrılmıştır. Bu kentteki hayvanların
tümü birbirini tanır. Her zaman tünel dışında ve girişlerde
bulunan tepeciklerin üzerinde her yönü görebilecek şekilde
arka ayakları üzerinde dikilmiş nöbet tutan hayvanlar bulunur.
Nöbetçilerden biri, bir düşman görürse, ıslık şeklinde bir
dizi havlama sesi çıkarır. Bu uyarı, diğer nöbetçiler tarafından
yinelenir ve uyarı, tüm kent tarafından duyularak alarm
haline geçilmesini sağlar.
Burada öncelikle dikkat çekilmesi gereken bir
nokta vardır. Canlıların birbirlerini fedakarca girişimlerle
uyarması elbette düşündürücüdür. Ancak daha da önemlisi
bu hayvanların her birinin birbirlerini "anlıyor" olmasıdır.
Yukarıda söz ettiğimiz canlılardan biri, örneğin tavşan
kuyruğunu havaya kaldırdığı zaman, etrafındaki diğer canlılar
onun bir tehlike sinyali verdiğini hemen kavrarlar ve buna
göre önlem alırlar. Oradan uzaklaşmaları gerekiyorsa uzaklaşır,
saklanmaları gerekiyorsa saklanırlar. Burada düşünülmesi
gereken şey şudur: Bu hayvanlar bu işareti gördüklerinde
kaçmaları gerektiğini anlıyorlarsa bu hayvanların daha önceden
bunu kendi aralarında konuşarak kararlaştırmaları gerekir
ki, tek komutta hemen uygulamaya geçirsinler. Bu tabii ki
hiçbir akıl sahibi insanın kabul edemeyeceği bir olaydır.
Öyleyse kabul edilmesi gereken şey, ki bu gerçek olandır:
Bütün bu hayvanlar tek bir Yaratıcı tarafından yaratılmışlardır
ve O'nun ilhamı ile hareket etmektedirler.
Diğer bir örnek olarak üzerlerinde yaşayan
kuşların attığı çığlıkların tehlikeyi haber verdiğini gergedanların
anlayıp, buna tepki verdiklerinden söz ettik. Burada gözardı
edilemeyecek derecede şuurlu davranışlar söz konusudur.
Şüphesiz bir canlının tehlikeye karşı diğer canlıları uyaracak
bir hareketi "akletmesi" ve diğerleriyle anlaşıp bunu uygulamaya
geçirmesi mümkün değildir. Şu durumda karşımıza çıkan bu
şuurlu ve akılcı hareketlerin tek bir açıklaması vardır:
Bu canlıların her birinin sahip oldukları yetenekler, sergiledikleri
davranışlar kendilerine öğretilmektedir. Tüm bunları söz
konusu canlılara öğreten ve uygulatan, herşeyin Yaratıcısı
olan, yarattıklarını koruyup kollayan, sonsuz şefkat ve
merhamet sahibi olan Allah'tır.
Canlılar Tehlikelere Birlikte Karşı
Koyarlar
Sürü halinde yaşayan hayvanlar tehlike anında
birbirlerini uyarmanın yanı sıra tehlikeye de birlikte karşı
koyarlar. Örneğin küçük kuşlar, doğan veya baykuş gibi yırtıcı
kuşlar bölgelerine girdiklerinde topluca bu hayvanların
çevresini sararlar. Bu arada çevredeki diğer kuşları da
bölgeye çekmek için özel bir ses çıkartırlar. Küçük kuşların
topluca gösterdikleri saldırgan hareketler, yırtıcı kuşları
genellikle bölgeden uzaklaştırır. Bir arada uçan bir kuş
sürüsü de aynı şekilde tüm sürü üyeleri için bir koruma
sağlar. Örneğin sürü halinde uçan sığırcıklar aralarında
geniş bir mesafe bırakarak uçarlar. Ancak bir doğan gördüklerinde
aralarındaki boşlukları kapatırlar. Böylelikle doğanın sürünün
ortasına dalmasını zorlaştırırlar, doğan bunu yapsa bile
kanatlarını sakatlar ve avlanamaz.
Memeli hayvanlar da sürülerine bir saldırı
olduğunda, toplu olarak hareket ederler. Örneğin zebralar
düşmanlarından kaçarken yavrularını sürünün ortasına alırlar.
Bu konuyla ilgili şöyle bir örnek verebiliriz: İngiliz bilim
adamı Jane Goodall Doğu Afrika'daki incelemeleri sırasında,
düşmanlarından kaçan bir zebra sürüsünden üç zebranın geride
kalarak yırtıcı hayvanlar tarafından çevrelerinin sarıldığını
görmüştür. Gruplarından üç üyenin tehlike altında olduğunu
fark eden diğer zebralar hemen geri dönerek toynakları ve
dişleri ile düşmanlarını kaçırarak diğer zebraları kurtarmışlardır.
Genel olarak bir zebra sürüsü saldırıya uğradığında
sürünün lideri olan zebra geride kalır ve dişiler ile taylar
önde koşarlar. Erkek zebra arkada zigzaglar çizerek koşar,
çifteler atar, hatta geri dönüp saldırgan hayvanları kovaladığı
bile olur.
Geyik ve zebra sürüleri genellikle
birarada yaşarlar. Birbirlerinin düşmanlarını ise
çok iyi tanırlar. Örneğin eğer zebralardan biri geyiklere
saldırmak üzere olan bir düşmanı fark ederse geyik
sürüsünü hemen tehlikeye karşı uyarır. |
Yunuslar da hep grup halinde gezerler ve en
büyük düşmanları olan köpekbalıklarına karşı grupça karşı
koyarlar. Yunuslar, köpekbalıkları yavrularını tehdit edecek
şekilde yaklaştıklarında iki yetişkin yunus gruptan ayrılarak
köpekbalığının dikkatini kendi üzerlerine çekerler. Köpekbalığının
dikkati başka yöndeyken diğer grup elemanları bir anda köpekbalığının
çevresinin sararlar ve hepsi birden köpekbalığına darbeler
indirmeye başlarlar.
Ama bundan daha ilginç bir başka davranışları
daha vardır. Yunus aileleri genellikle ton balığı sürüleriyle
birlikte yüzer ve onlarla beslenirler. Bu nedenle ton balığı
avcıları da yunus sürülerini takip ederler ve uygun gördükleri
yerde ağlarını atarlar. Ancak ton balıkları için atılan
ağlara bazen yunuslar da takılırlar. Yunuslar nefes alan
canlılar oldukları için ağa takıldıklarında nefes alamadıkları
için panik olup şoka girerler ve denizin dibine doğru inmeye
başlarlar. Ailelerine olan bağlılıklarından dolayı, diğer
yunuslar da hemen ağa takılan yunusun yardımına giderler.
Tüm aile üyeleri ağa takılan yunusla birlikte suyun dibine
iner ve onu kurtarmak için yukarı doğru itmeye çalışırlar.
Ancak bu çabalarının sonucunda genellikle çoğu solunum yapamadıkları
için ölürler. Üstelik bu, sadece tek bir yunus ailesine
ait bir davranış değildir; tüm yunus aileleri benzer durumlarda
aynı özveriyi gösterirler.
Gri balinalarda ise bir dişi yaralandığı zaman,
bir ya da birden fazla erkek balina ona yardım ederler.
Dişiyi solunum yapabilmesi için su yüzeyinde tutar ya da
onu katil balinaların saldırısından korurlar.
Misk sığırları da bir saldırganla karşılaştıklarında
kaçmak yerine kendilerine bir güvenlik çemberi oluştururlar.
Tüm grup üyeleri düşmana arkalarını dönmeden geri geri giderek
bir daire haline gelirler. Yavrular bu dairenin merkezindedirler
ve annelerinin uzun tüylerinin altında saklanırlar. Yetişkinler
yavruların çevresini kuşatarak onları tam bir koruma altına
alırlar. Saldırganların üzerine atılan bir misk sığırı saldırıdan
sonra yavruları koruyan dairenin dağılmaması için yerine
geri döner.
Hayvanların tehlike durumları dışında, avlanma
sırasında gösterdikleri işbirliği konusunda da oldukça çarpıcı
örnekler bulunmaktadır. Örneğin pelikanlar balık avlamaya
daima kalabalık bir sürü halinde giderler. Uygun bir koy
seçtiklerinde ise, sahile karşı yarım bir daire oluştururlar
ve sığ suda gezinerek bu daireyi daraltırlar. Bu dairenin
içine giren tüm balıkları yakalarlar. Dar nehirlerde ve
kanallarda iki gruba bile ayrılırlar. Gece olduğunda da
hepsi dinlenme yerlerine çekilirler ve hiç kimse onları
körfezdeki pozisyonları ya da dinleme yerleri konusunda
kavga ederken göremez.
Canlıların birbirleriyle bu derece içiçe yaşam
sürmeleri, birbirlerini kollamaları, birlikte hareket etmeleri
her insanın üzerinde düşünmesi gereken konulardır. Çünkü
başta da belirttiğimiz gibi burada söz konusu olan canlılar,
şuurlu, zeki insanlar değil, aklı, bilinci olmayan zebralar,
kuşlar, böcekler, yunuslar ve diğerleridir.
Elbette canlıların bu işbirliklerini kendi
iradeleriyle gerçekleştirdiklerini söylemek akıl sahibi
bir insan için mümkün değildir. Akıl sahibi bir insanın
bu gerçekler karşısında varması gereken sonuç şudur: Doğadaki
herşey sonsuz ilim ve kudret sahibi bir Yaratıcı'nın eseridir.
O Yaratıcı tüm canlıları, insanları, hayvanları, böcekleri,
bitkileri, canlı cansız tüm varlıkları yaratan Allah'tır.
O, üstün kudret, şefkat, merhamet, akıl, ilim ve hikmet
sahibidir.
Şu halde hamd göklerin Rabbi, yerin Rabbi
ve alemlerin Rabbi Allah'ındır. Göklerde ve yerde büyüklük
O'nundur. O, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Casiye Suresi, 36-37)