Bu zehirli maddeyi bünyesinde barındırmasına
rağmen çınar ağacı kendisi bundan herhangi bir zarar görmez.
Saldırıya uğradıklarında bulundukları
ortamdan uzaklaşmalarını sağlayacak ayakları veya savaşacak
herhangi bir organı olmayan bitkiler düşmanlarına karşı
sadece salgılarla karşılık vermezler, bunun yanı sıra pek
çok savunma mekanizması ile birlikte yaratılmışlardır. Bu
mekanizmaların içinde haberleşme yeteneği de vardır. Bazı
bitkiler, ısırılan bölgeden kendilerini ısıran böceğin sindirim
sistemini bozucu ve ona sahte tokluk hissettiren bir sıvı
salgılar. Aynı zamanda yaprak hasar gördüğü yerden "jasmonik
asit" denen bir tür asit de salgılayarak diğer yaprakların
saldırıdan haberdar olmalarını ve savunmaya geçmelerini
sağlar.
Mısır ve fasulye bitkileri ise düşmanlarından
korunmak için parazit yaşayan eşek arılarını adeta paralı
asker gibi kullanırlar. Yapraklarına tırtıl dadandığında
özel bir kimyasal salgı salgılayan bu bitkiler eşek arılarını
bulundukları yere toplarlar. Eşek arıları da larvalarını
bitkiye saldırmış olan tırtılların üstlerine bırakırlar.
Büyüyen eşek arısı larvaları tırtılların ölümüne neden olur
bu da bitkinin kurtulmasını sağlar. Bitkilerin bazıları
ise aleolu kimyasal bileşikleri yapılarında bulundururlar.
Bunlar böcek ve hayvanlar için bazen çekici, bazen korkutucu,
bazen alerji yapıcı, bazen de öldürücü olarak etkilerini
gösterirler.
İlgi çekici bir güzellikte olan Passiflore
çiçeği, yaprakları üzerinde yer alan küçük iğneler sayesinde
düşmanı olan tırtıllara karşı koyabilmektedir. Bu iğneler,
yumurtadan çıkan tırtılların en ufak bir yer değiştirmesi
halinde bedenlerine saplanır. Böylece, passiflore çiçeği,
bu tırtıllar henüz doğup ona zarar vermeden önlemini almış
olur.
Örneğin kelebekler çalı çiçekli bitkilere yanaşmazlar.
Çünkü bu tür çiçekler savunma sistemlerinin içinde "sinigrin"
adlı bir zehir maddesi bulundururlar. Buna karşın kelebekler
zehir maddesi taşımadıklarını bildikleri salkım çiçekli
bitkileri tercih ederler. Buradaki ayrımı kelebeklerin nasıl
öğrenmiş olabilecekleri ayrıca cevap bekleyen bir sorudur.
Kelebeğin bunu tecrübe ederek öğrenmesi imkansızdır. Bitkinin
tadına bakması kelebeğin sonu olacaktır. O halde bu bilgiyi
kelebekler farklı bir şekilde elde etmektedirler.
Akçaağaçların, özellikle şeker akçaağacının
genç sürgünlerini ve yapraklarını zararlı canlılardan koruma
düzeni çoğu zaman insanların ürettikleri böcek öldürücülerden
çok daha etkilidir. Şeker akçaağacı, gövdesinde bol şekerli
öz su olmasına rağmen, yapraklarına "tanen" denen bir maddeyi
gönderir. Bu, böcekleri rahatsız eden bir maddedir. "Tanen"li
yaprakları yiyen böcekler kurtulmak için hemen daha az tanenli
üst yapraklara çıkarlar. Oysa üst yapraklar kuşların en
çok uğradıkları yerlerdir. Buraya kaçan böcekler kuşlar
tarafından avlanırlar. Şeker akçaağacı bu stratejisi sayesinde
böcek saldırılarından az zarar görerek kurtulur.
Orta ve Güney Amerika'da yetişen bir asma bitkisi
siyah ve yeşil tırtıllar ve kırmızı kelebekler için çok
ideal ve çekici bir yiyecek türüdür. Öyle ki bu böcekler,
yavrularının yumurtadan çıkar çıkmaz bu lezzetli yiyecekle
beslenebilmeleri için, yumurtalarını asma bitkisinin yaprakları
üzerine bırakırlar. Yalnız burada çok önemli bir nokta vardır.
Bu kelebekler yumurtalarını bırakmadan önce asmanın yapraklarını
iyice kontrol ederler. Eğer bir başka hayvan yumurtalarını
yerleştirmişse, aynı bitkinin yapraklarından birden fazla
ailenin bireylerinin beslenmesi zor olacağından, orayı tercih
etmez ve boş olan başka yaprakları ararlar.
 |
Yukarıdaki resimde görülen küstüm otunun çok
ilginç bir savunma sistemi vardır. Bu bitkinin yapraklarına
dokunulduğunda birkaç saniye içinde, sapla birlikte yapraklarının
gövdeye doğru yaslandığı görülecektir. Eğer bitkiyi rahatsız
eden etki devam ederse bu kez küstüm otu aşağıya doğru ikinci
bir hareket yaparak gövdesinin üzerindeki sivri dikenleri
ortaya çıkarır. Bu da böcekleri kaçırmak için yeterlidir.
Bitkideki bu hareketi gerçekleştiren mekanizma elektrik
akımlarıyla başlar. Bu akım aynı insan vücudundaki sinirlerden
geçen akım gibidir. Bitkinin reaksiyonları bizde olduğu
kadar hızlı değildir. Bununla birlikte bitki özünü taşıyan
kanallar aracılığıyla iletilen elektrik sinyalleri 30 santimetrelik
mesafeyi bir-iki saniye içinde geçer. Isı ne kadar yüksek
olursa, reaksiyon o kadar hızlı olur. Her bir yaprağın dibi
(yaprağın sapıyla birleştiği yerde), oldukça şişkindir.
Buradaki hücreler sıvıyla doludur. Uyarı buraya ulaştığı
zaman, yaprağın dibindeki şişkinliğin alt yarısı aniden
suyunu boşaltır ve aynı anda diğer üst yarı, bu suyu kendi
bünyesine alır. Ve yaprak aşağıya doğru düşer. Böylece uyarı
saplar boyunca ilerlerken, yapraklar domino taşları gibi
teker teker, ardı ardına kapanır. Bu şekilde bir savunma
hareketinden sonra, bitkinin tekrar hücrelerini doldurup,
yapraklarını açabilmesi için 20 dakika gereklidir.
Yandaki
resimde görülen bu canlı kayalar gerçekte toprağın altında
gizlenmiş olan bir bitkinin etli yapraklarıdır. Çiçek açmadığı
zamanlarda bir kayadan farksız olan taş kaktüs bitkisi aslında
gerçek bir kaktüs değildir. Kayaya benzeyen görünüşü onun
düşmanlarından çok iyi bir şekilde korunmasını sağlar.
Böceklerin tercihinin bu yönde olması bitki
için oldukça büyük bir avantajdır çünkü asma bitkisi saldırıdan
korunmak için böceklerin bu seçiciliğinden faydalanır.
Asma bitkisinin bazı cinsleri, yapraklarının
üst kısımlarında, yeşil yumrucuklar oluştururlar. Bazı türleri
ise, yaprağın altında bulunan, dal ile birleşme yeri üzerinde,
kelebeklerin yumurtalarına benzer renkte lekecikler meydana
getirirler. Bunu gören tırtıl ve kelebekler, başka böceklerin
kendilerinden evvel bu yaprakların üzerine yumurtladıklarını
zannederler ve bitkiye yumurtlamaktan vazgeçerek, kendilerine
yeni yapraklar aramaya başlarlar.
Yapraklarını böylesine inanılmaz bir yöntemle
koruma altına almış olan asma bitkisi, herkesin bildiği
gibi topraktan çıkan ve kuru bir dal ile yapraklardan oluşan
bir bitkidir. Bu bitki herhangi bir akıl, hafıza ve teşhis
kabiliyetine sahip değildir. Kendisinden tamamen farklı
bir canlının, bir böceğin özelliklerini, tercihlerini, yumurtlarının
şeklini bilmesine kesinlikle imkan yoktur. Ama görüldüğü
gibi asma bitkisi böceğin, hangi şartlarda yumurtalarını
bırakmaktan vazgeçip de başka bir bitkiye yöneleceğini bilmekte,
ayrıca kendi yapraklarında bu yumurtalara benzer desenler
oluşturmakta ve çeşitli değişiklikler yapmaktadır. Asma
bitkisinin, herhangi bir böceğin yumurtalarını taklit edebilmesi
için neler yapması gerektiğini birlikte düşünelim. Taklit,
zeka gerektiren bir yetenektir. Bu nedenle bitki bir zekaya
sahip olmalı, bu yumurtaları görüp idrak etmeli ve hafızasına
bunu yerleştirmelidir. Daha sonra bu özelliklerini, bazı
sanatsal kabiliyetleri ile birleştirip, kendi bünyesinde
çeşitli değişiklikler oluşturup böyle bir savunma taktiği
geliştirmelidir. Elbette ki bu saydıklarımızın hiçbiri,
bir bitki tarafından gerçekleştirilmiş olması, ya da çeşitli
tesadüfler sonucunda ortaya çıkması mümkün olan şeyler değildir.
Gerçek şu ki, asma bitkisi bu özelliğe sahip olarak "yaratılmış"tır.
Bu, ona Allah tarafından özel olarak verilmiş bir savunma
sistemidir. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlayan
Allah yeryüzündeki tüm bitkilerin bulundukları ortamda gereken
her türlü ihtiyaçlarını yaratmıştır. Allah her şeyin hakimidir.
Tüm evrende olan biten her şeyden haberdardır.