Bazı depo görevi gören yapraklar ise etrafta
bulunan kayaları taklit eden yapılarıyla birer kamuflaj
uzmanıdırlar.
Çeşitli hayvanların kamuflaj yapması sık karşılaştığımız
mucizelerden biridir. Ancak bir bitkinin kamuflaj yapması
fazla alışık olmadığımız bir durumdur. Çevresindeki kayaları
taklit edebilen bir bitkinin hangi özelliklere sahip olması
gerektiğini düşünürsek, ne kadar hayret verici bir olayla
karşı karşıya olduğumuzu daha iyi anlayabiliriz. Herşeyden
önce bu bitkinin, çöl ortamını çok iyi bilmesi, çevre koşullarından
haberdar olması gerekir. Buna göre etraftaki bazı hayvanlardan
kurtulmak ve aynı zamanda aşırı sıcaklara karşı koymak için
belirli bir şekil ve savunma sistemi planlamalıdır. Sonuç
olarak kayaların kendisi için en ideal model olduğuna karar
vermelidir. Kendini kayalara benzetirse göze batmayacağını
ve taş gibi hacimli bir yapının depo görevini rahatça yerine
getirebileceğini düşünmeli ve bütün kimyasal yapısını bu
kararına göre değiştirmelidir. Ne bir akla, ne bir şuura,
ne bir göze sahip olmayan bitkilerin, kendileri için böyle
hayati önemi olan kararlar alamayacakları ve bu kararlarını
uygulayamayacakları çok açıktır. Peki, bitkileri bulundukları
ortam için en uygun yapıya ve şekle kavuşturan nedir? Tüm
canlıların tesadüfler sonucunda meydana geldiğini iddia
eden evrimciler, kaya taklidi yapan çöl bitkilerinin de,
bu özelliğe tesadüfen sahip olduklarını iddia ederler. Bu
iddiaları yukarıda anlatılan senaryodan çok daha mantıksızdır.
Tesadüfen meydana gelen hangi olay, bir bitkiye kusursuz
bir taklit yeteneği ve çöl sıcağında en çok ihtiyacı olan
su deposunu kazandırabilir? Bu bitkileri tüm bu özellikleri
ile yaratanın üstün bir ilim ve akıl sahibi olan Allah olduğu
çok açıktır.
Yapraklardaki su deposu
Çöl bitkilerinin su ve besin maddelerini depo
edecek şekilde tasarlanmış olan depo yaprakları, dam koruğu
(Sedum) bitkisinde olduğu gibi silindir şeklinde veya makas
otunda (Carpobrotus) olduğu gibi prizma şeklinde olabilir.
Kurak bölgelerde yaşayan bu bitkiler su depolama özelliklerinden
dolayı taze bir görünüme sahiptirler. Su, gövde ya da yapraklarda
geniş, ince duvarlı hücrelerde korunmaktadır. Bu yaprakların
kalın üst tabakası su kaybını azaltır. Çöl bitkilerinin
kusursuz tasarımlarının bir başka özelliği ise küre şeklinde
olmalarıdır. Çünkü küre, en küçük yüzey alanına sahip olması
nedeniyle en etkili su depolama şeklidir. Çöl bitkilerinin
kalın gövdeleri, küre şekilleri ve gündüzleri kapalı, geceleri
açık olan gözenekleri, buharlaşma ile su kaybını azaltan
bir yapı meydana getirir.
 |
Her bitki suyu farklı bölümlerinde depo eder.
Örneğin, Yüzyıl bitkileri yapraklarında, gece açan Cereus
bitkisi yeraltındaki soğanında, kaktüs ise tombul gövdesinde
su depolar. Sabır otu gibi bitkiler ise nadir olarak yağan
yağmurları yakalamak için oluk şekilli yapraklarını açık
tutarlar. Bunun tam tersine Sarracenia minor gibi yağışlı
bölgelerde bulunan bitkilerin yaprakları, aşırı yağmurdan
korunmak için şemsiye gibidir. Her bitkinin bulunduğu koşullara
uygun bir şekle sahip olması, Allah'ın kusursuz yaratışının
bir göstergesidir.
Kaktüslerin hepsinin uzunlamasına çizgileri
ya da yüzeylerinde çok sayıda dikenimsi çıkıntıları vardır.
Bu bitkilerin, çizgili yüzeyleri içlerinde depo edilen suyun
miktarına göre daralma ve gevşeme özelliğine sahiptir. Kaktüs
ısıyı yayabilen, su dolu gövdesini hayvanlardan koruyan
ve dikleşen iğnelere sahiptir. Mumlu üst tabaka, sıcağın
bitkinin içine işlemesini azaltarak bitkiyi korur. Ayrıca
bu bitkilerin renkleri solgun ve parlaktır. Böylece üzerlerine
düşen ışının çoğunu yansıtırlar; bazıları da güneş ışığını
yansıtacak beyaz tüylerle kaplanmıştır. Her insan mutlaka
bir kaktüs görmüştür. Ancak, kaktüse ait özelliklerin estetik
dışında, birçok amaca yönelik olarak yaratılmış olması büyük
bir mucizedir. Kaktüsün dikenlerinden üzerindeki beyaz tüylere
kadar her bir parçasında bir plan, tasarım ve amaç vardır.
Tüm bunlar kaktüslerin tesadüfen meydana gelmiş bitkiler
olamayacağını, üstün bir akıl tarafından tasarlanarak yaratıldıklarını
gösteren önemli delillerdir.
Bu bitkilerin bazı türleri, özellikle "pencere
yaprağı" bitkisi, tüm gövdesini toprağın altına gömer ve
sadece yaprak uçlarını dış yüzeye çıkarıp gösterir. Yaprak
uçları saydamdır ancak yaprak uçlarının biraz içeri tarafında
fotosentez yapan hücreler bulunur. İnce çizgiler şeklinde
dizilmiş olan bu hücreler pencere denilen yaprak uçlarından
giren ışığı yakalayıp fotosentez işlemi için kullanırlar.
Bu çok özel tasarımları sonucunda su kaybını büyük miktarda
azaltan ve toprağın altında kalarak kızgın güneşten kurtulan
bitki, birçok canlının kısa bir süre bile dayanamadığı çöl
sıcaklarında hiç sıkıntı duymadan yaşar. (Harun Yahya, Yeşil
Mucize Fotosentez)
Elbette ki her bitki ilk yaratıldığı günden
itibaren, onu yaratan sonsuz ilim ve akıl sahibi Allah'ın
ilham ettiği şekilde hareket etmektedir. Bitkinin her hücresinin,
hatta her atomunun nasıl hareket etmesi gerektiği, an ve
an ona bildirilmektedir. Bu gerçek bir Kuran ayetinde şöyle
açıklanmaktadır: "Allah, yedi göğü
ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında
durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın her şeye güç yetirdiğini
ve gerçekten Allah'ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz,
öğrenmeniz için." (Talak Suresi, 12)
Çöl deyince aklımızı hiç bir canlınınkolay
kolay yaşayamayacağı bir ortam gelir. Gerçekten de çölde
yaşayan canlıların sayısı oldukça azdır. Ancak bu zor koşullara
rağmen çöl ortamında aklımıza gelmeyecek mucizelerle karşılaşırız.