Bu gerçeği göremeyen, materyalist bilim adamları
tarafından yönlendirilen bilimin, özellikle son iki yüzyıldır,
ne kadar vakit kaybettiği, bu yolda yapılan çalışmaların
büyük bir kısmının heba olduğu ve harcanan trilyonlarca
liranın nasıl boşa gittiği gözler önündedir. İşte bu nedenle,
insanların kesin olarak bilmeleri gereken bir gerçek vardır:
Bilim ancak Allah'ın sonsuz kudretini, evrendeki yaratılış
delillerini araştırma yönünde çalıştıkça doğru sonuçlara
ulaşabilir. Ancak rotası doğru çizilirse, yani doğru yönlendirilirse
bilimin gerçek amacına en kısa sürede ulaşması sağlanabilir.
Bilim yanlış yönlendirildiğinde neler olur?
Bilimsel bir sürecin ilk aşaması hipotez belirlemedir
ve bu süreç, bilim adamlarının benimsediği temel bakış açısı
ile ilgilidir. Örneğin bilim adamları, sahip oldukları temel
bakış açısı nedeniyle, "maddenin, herhangi bir bilinçli
düzenleme olmadan kendi kendini düzenleme yönünde bir eğilimi
vardır" gibi bir hipotezle yola çıkabilirler. Sonra da bu
hipotezi doğrulamak için yıllar süren araştırmalar yapabilirler.
Ama maddenin böyle bir özelliği yoktur ve dolayısıyla tüm
bu çaba başarısızlıkla sonuçlanır; ortaya çok büyük bir
zaman ve imkan kaybı çıkar. Oysa eğer başlangıçta "maddenin,
herhangi bir bilinçli düzenleme olmadan kendi kendini düzenlemesi
mümkün değildir" fikri ile yola çıkılsa, buna dayalı bilimsel
araştırmalar çok hızlı ve verimli ilerler.
Dikkat edilirse, bu nokta, yani hipotezi doğru
belirleme noktası, bilimsel bulgulardan farklı bir kaynağı
gerektirmektedir. Bu kaynağı doğru tespit etmek ise çok
önemlidir, kaynağın yanlış belirlenmesi, bilim dünyasına,
yıllar, onyıllar, hatta asırlar kaybettirebilir. İşte bu
aranan kaynak, Allah'ın insanlara ulaştırdığı vahiydir.
Çünkü Allah evrenin ve tüm canlıların Yaratıcısıdır ve bunlar
hakkındaki en doğru, tartışmasız bilgi Allah'tan gelen bilgidir.
Nitekim Allah Kuran'da bu konular hakkında bize önemli bilgiler
vermektedir. Bunların en belirginlerini şöyle sıralayabiliriz:
1) Evreni, Allah yoktan var etmiştir. Evrende
hiçbir şey tesadüfi olaylar sonucunda veya kendiliğinden
meydana gelmemiştir. Doğada ve tüm evrende tesadüflerin
oluşturduğu bir kaos değil, bilinçli bir tasarımla yaratılan
kusursuz bir düzen bulunmaktadır.
2) Üzerinde yaşadığımız Dünyanın tüm özelliklerini,
insan yaşamına uygun olması için Allah özel olarak tasarlamıştır.
Yıldızların ve gezegenlerin hareketlerinde, yeryüzü şekillerinde,
suyun ya da atmosferin özelliklerinde, insan yaşamına imkan
sağlayan belirli bir amaç bulunmaktadır.
3) Tüm canlı türlerini Allah yaratmıştır. Dahası,
bu canlıların hareketleri de Allah'ın özel ilhamıyla gerçekleşmektedir.
Allah yaratılış hakkında bir ayetinde şöyle
buyurmaktadır: "Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk
edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, her şeyi yaratmış,
ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir."
(Furkan Suresi, 2)
Bu gerçekleri temel alan bir bilim anlayışı
da hiç şüphesiz çok büyük bir başarı elde edecek, çok verimli
bir biçimde insanlığa hizmet verecektir. Nitekim tarihte
bunun açık örnekleri vardır. Müslüman bilim adamlarının
dünyanın en ileri medeniyetine öncülük ettikleri 9. ve 10.
yüzyıllar, bilimin yukarıda sayılan doğru temellere oturtulması
sayesinde mümkün olmuştur. Batı'da da, fizik, kimya, astronomi,
biyoloji, paleontoloji gibi bilim dallarının tüm öncüleri,
Allah'ın varlığına inanan ve O'nun yarattıklarını inceleme
amacıyla araştırma yapan büyük bilim adamlarıdır. Ancak
19. yüzyılın ortalarından bu yana, bilim dünyası bu İlahi
temelden uzaklaştırılmış ve materyalist felsefenin etkisi
altına girmiştir.
Materyalizm, maddenin mutlak varlığına inanır
ve Allah'ı inkar eder. Materyalizm, bu iddialarını bilim
dünyasına aşamalı bir biçimde benimsetmiş ve 19. yüzyılın
ikinci yarısından itibaren de bilimsel araştırmaların önemli
bir bölümü bu iddiaları desteklemeye ayrılmıştır. Ancak
bugün geriye dönüp bakıldığında, materyalizmin iddialarının
bilime sadece zaman kaybettirdiğini görürüz. Çünkü bu iddiaların
her birini ispatlayabilmek için on yıllar boyunca sayısız
bilim adamı çabalamış, ancak ortaya çıkan sonuçlar bu iddiaların
geçersizliğini göstermiştir. Bulgular, aynen Allah'ın Kuran'da
haber verdiği gibi; evrenin yoktan yaratıldığını, insan
yaşamını gözeten bir amaca göre tasarlandığını, canlılığın
tesadüflerle doğması ve evrimleşmesinin imkansız olduğunu
ispatlamıştır.
Sonuç
Çevremizde ve içinde yaşadığımız evrende, yaratılışa
ait sayısız delil bulunmaktadır. Bir sivrisinekteki hayranlık
verici sistem, bir tavuskuşunun kanatlarındaki muhteşem
sanat, göz gibi karmaşık ve mükemmel bir organ ve daha milyonlarca
varlık iman eden insanlar için Allah'ın varlığının ve O'nun
üstün ilim ve aklının delilleridir.
Yaratılış gerçeğini kabul eden bir bilim adamı
da, doğayı bu gözle inceleyecek ve yaptığı her gözlemden,
düzenlediği her deneyden büyük bir zevk alacak, yeni araştırmalar
için ateşleyici güç bulacaktır. Oysa evrim ve materyalizm
gibi hurafelere inanmak ve bunları bilime rağmen savunmaya
çalışmak, psikolojik yönden bilim adamlarını da sıkıntıya
sokar. Evrendeki ahenk ya da canlılardaki tasarım, onlar
için büyük bir sıkıntı kaynağı olur. Gördükleri apaçık delillere
gözlerini kapatan bu kişilerde, doğal olarak gerçeklere
karşı umursuzluk ve buna bağlı bir yargı bozukluğu gelişir.
Hıristiyanlara seslenirken; "eğer bir heykelin
sizlere el salladığını görseniz dahi, bir mucize ile karşı
karşıya olduğunuzu sanmayın... çok küçük bir olasılıktır,
ama belki de heykelin sağ kolundaki atomların hepsi, tesadüfen,
bir anda aynı yönde hareket etme eğilimi içine girmiş olabilirler"
diyen ünlü evrimci Richard Dawkins, bu yargı bozukluğunun
klinik bir örneğidir.(Richard Dawkins, The Blind Watchmaker,
London: W. W. Norton, 1986, s. 159)
Bilimin ilerleyebilmesi için, bu 19. yüzyıl
artıklarının bir kenara bırakılması ve özgürce düşünen ve
gördüğü gerçeği kabul etmekten çekinmeyen bilim adamları
gerekmektedir.
Çevremizde ve içinde yaşadığımız evrende, yaratılışa
ait sayısız delil bulunmaktadır. Bir sivrisinekteki hayranlık
verici sistem, bir tavuskuşunun kanatlarındaki muhteşem
sanat, göz gibi karmaşık ve mükemmel bir organ ve daha milyonlarca
varlık iman eden insanlar için Allah'ın varlığının ve O'nun
üstün ilim ve aklının delilleridir.