|
| |

RÜYADAKİ DÜNYA İLE ŞİMDİ ALGILADIĞIMI DÜNYA ARASINDAKİ
FARK NEDİR?
İnsanlar için gerçek olan; elle tutulan, gözle görülen
şeylerdir. Ama yukarıda duyu organlarımızın bizi yanılttığından
söz ettik. Dış dünyanın gerçeğine bilimsel olarak da hiçbir
zaman ulaşamayacağımızı vurguladık. Bilimsel açıklamaların
yanısıra içinde yaşadığımız bu algılar evrenini rüya benzetmesiyle
açıklamak da mümkündür. Rüyada da "elinizle tutar, gözünüzle
görürsünüz", ama gerçekte ne eliniz vardır, ne gözünüz,
ne de görülüp-tutulacak birşey. Bütün bunları beynin dışarısında
sağlayan hiçbir maddi gerçeklik yoktur. Açıkça aldanırsınız.
|
Peki gerçek yaşamla rüyayı ayıran nedir? Gerçek yaşamın
sürekli olup, rüyanın kopuk kopuk olması ya da rüyada farklı
sebep-sonuç ilişkilerinin bulunması mı?Bunlar temelde önemli
farklar değildir. Çünkü sonuçta her iki yaşantı da beynin
içinde oluşur. Rüya sırasında gerçek olmayan bir dünyada
rahatlıkla yaşayabiliyorsak, aynı şey pekala içinde bulunduğumuz
dünya için de geçerlidir. Rüyadan uyandığımızda gerçek yaşantı
dediğimiz daha uzun bir rüyaya başlamadığımızdan hiçbir
şekilde emin olamayız. Rüyayı hayal, dünyayı gerçek saymamızın
nedeni, sadece alışkanlıklarımız ve önyargılarımızdır.
Ve bu durum, belki de bir gün, şu anda
yaşadığımızı sandığımız dünya hayatından aynen rüyadan uyandırıldığımız
gibi uyandırılabileceğimizi gösterir. İşte bu nokta çok
önemlidir ve üzerinde mutlaka düşünmek gerekir.
Bunun için rüya örneğini biraz daha derinlemesine
düşünmekte yarar vardır. İnsan, rüyasında çok gerçekçi olaylar
yaşayabilmektedir. Merdivenden yuvarlanıp bacağını kırabilmekte,
ciddi bir trafik kazası geçirebilmekte, bir otobüsün altında
kalabilmekte, acıktığında bir pasta yiyip doyabilmektedir.
Günlük yaşamda rastlanan olayların benzerleri rüyada da
aynı inandırıcılıkla, aynı hislerle yaşanmaktadır. Bu da
göstermektedir ki yemek yemek, dokunmak, sertlik hissetmek
gibi algılar hiçbir zaman maddenin mutlak varlığının ispatı
olamazlar. Çünkü bu hisler aynı netlikle rüyada da yaşanmaktadır.
Ancak maddeyi mutlak varlık olarak kabul eden materyalistler
bu noktada büyük bir kavrayış bozukluğuna sahiptirler. Maddenin
varlığını ispatlamak için yukarıdakilere benzer örnekler
verirler. Çarpık mantıklarına göre taşlara tekme attıklarında
ya da tokat yediklerinde acı hissetmeleri, pasta yediklerinde
doymaları, insanların otoyolda otobüs gördükleri zaman ezilmemek
için kaçmaları maddenin fiziksel varlığının ispatıdır. Anlamakta
zorluk çektikleri nokta ise, taşa vurduklarında duydukları
acı, pastayı yerken aldıkları tat, otobüs çarpması sırasında
yaşanan sertlik ve ağrı gibi bütün algıların da yalnızca
zihinde oluştuğudur.
Oysa rüyasında kendisine otobüs çarptığını
gören bir kişi yine rüyasında, kaza yaptıktan sonra gözünü
hastanede açabilir; sakat kaldığını anlar ama aslında bu
bir rüyadır. Yine rüyasında; bir trafik kazasının ardından
öldüğünü, ölüm meleklerinin canını aldığını, ahiret hayatının
başladığını görebilir. (Bu olay, rüya gibi bir algı olan
gerçek dünya hayatında da aynı şekilde yaşanır.)
Rüyasında yaşadığı tüm bu olayların görüntülerini,
seslerini, sertlik hissini, acıyı, ışığı, renkleri, her
türlü hissi gayet berrak bir şekilde algılamaktadır. Rüyada
muhatap olduğu algıların tümü gerçek yaşamdaki kadar doğaldır.
Rüyasında yediği bir pasta algılardan ibaret olmasına rağmen
karnını doyurur. Çünkü doymak da bir algıdır. Oysa ki, gerçekte
o anda kişi karanlık bir odadaki yatakta uzanmış durumdadır.
Ortada ne merdiven, ne trafik, ne otobüs, ne pasta bulunmaktadır.
Rüyadaki kişi, dış dünyada karşılıkları bulunmayan algı
ve hisleri yaşamakta ve görmektedir. Rüyada, "dış dünya"da
hiçbir maddi karşılığı bulunmayan olayların yaşanıyor, görülüyor,
hissediliyor olması, "dış dünya"nın tamamen algılardan oluştuğunu
çok net biçimde ortaya koymaktadır. İster rüyada olsun,
ister günlük yaşamda olsun, görülen, yaşanılan, hissedilen
şeylerin hepsi birer algıdır.
Bu durumda insanın algılarını aşması
ve dışarı çıkması mümkün değildir. Bir insanın ruhuna, gerçekte
bir bedeni, maddi varlığı ve ortada maddesel herhangi bir
ortam olmadığı halde tüm bunları seyrettirmek mümkündür.
Öyle ki kişi bunu kesinlikle anlamayacak ve izlettirilen
3 boyutlu mükemmel görüntüleri gerçek zannedip, varlığından
da son derece emin olacaktır. Çünkü her insan duyu organlarına
bağımlıdır. Ayrıca rüya ile gerçek yaşam arasında belirgin
bir fark olmadığı da bu örneklerde açıkça görülmektedir.
Bunun gibi şu an yaşadığımız hayatın da bir tür rüya olmadığından
hiçbir zaman emin olamayız.
Sonuç
Buraya kadar anlattığımız konu, yaşamınız
boyunca size anlatılmış en büyük gerçeklerden biridir. Çünkü
tüm maddesel dünyanın gerçekte bir "gölge varlık" olduğunu
ispatlayan bu konu, Allah'ın varlığının ve yaratışının kavranmasının,
O'nun yegane mutlak varlık olduğunun anlaşılabilmesinin
anahtarıdır.
Bu konuyu anlayan insan, dünyanın, insanların
çoğunun sandığı gibi bir yer olmadığını fark eder. Dünya,
caddelerde amaçsızca dolaşanların, meyhanelerde kavga edenlerin,
lüks kafelerde birbirlerine gösteriş yapanların, boş sohbetlerle
ömürlerini tüketenlerin, mallarıyla övünenlerin, cimri ve
bencil tutkularının esiri olanların, hayatlarını boş amaçlara
adayanların sandığı gibi gerçekte var olan, mutlak bir yer
değildir. Sadece bir algılar bütünü, bir hayaldir. Saydığımız
insanların hepsi de, konumları, mevkileri her ne olursa
olsun bu algıları zihinlerinin içinde seyreden birer gölge
varlıktır, ama bunun bilincinde değildir.
Bu gaflet, Allah'ın inkarcılara vermiş
olduğu akıl eksikliğinin bir sonucudur. Çünkü Kuran'da bildirildiğine
göre, inkarcıların "kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar,
gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla
işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar.
İşte bunlar gafil olanlardır." (Araf Suresi, 179)
Bu noktanın daha ötesini, kendi samimi
düşüncenizi kullanarak da bulabilirsiniz. Bunun için, dikkatinizi
toplayarak konsantre olmanız, etrafınızdaki cisimleri nasıl
gördüğünüz ve onlara nasıl dokunduğunuz hakkında düşünmeniz
gerekir. Eğer dikkatlice düşünürseniz, gören, işiten, dokunan,
düşünen ve şu anda bu kitabı okuyan akıllı varlığın, sadece
bir ruh olduğunu ve sanki bir tür perde üzerinde "madde"
denen algıları seyrettiğini hissedebilirsiniz. Bunu kavrayan
insan, insanlığın büyük bölümünü aldatan maddi dünya boyutundan
uzaklaşıp, gerçek varlık boyutuna girmiş olur.
Sözünü ettiğimiz gerçek, tarih boyunca
bazı dindarlar ya da felsefeciler tarafından anlaşılmıştır.
İmam Rabbani, Muhyiddin Arabi, Mevlana Cami gibi İslam alimleri
bu gerçeği Kuran'ın işaretleriyle ve akıl yoluyla bulmuşlardır.
George Berkeley gibi bazı Batılı felsefeciler de aynı gerçeği
akıl yoluyla kavramışlardır. İmam Rabbani, tüm maddesel
evrenin bir "hayal ve vehim (algı)" olduğunu ve tek mutlak
varlığın da Allah olduğunu anlatırken Mektubat'ında şöyle
yazmıştır:
Allah... yarattığı varlıkların vücutlarını
yokluktan başka bir şey yapmadı... Tüm bunları, his ve vehim
(algı) derecesinde yarattı... Alemin varlığı his ve vehim
derecesinde olup, maddi derecede değildir... Gerçek manada
dışarıda (dış dünyada) Yüce Zat'tan (Allah'tan) başkası
yoktur. 16 (İfadeler Türkçeleştirilerek alınmıştır.)
İmam Rabbani insanın muhatap olduğu tüm
görüntülerin birer hayalden ibaret olduğunu, "dışarıda"
bir aslının bulunmadığını da açıkça ifade etmiştir:
O mevhum daire, hayalde resmedilir. O
resmedildiği mertebede de görülür. Ama hayal gözü ile. Fakat
dışarıda baş gözü ile görüldüğü sanılır. Ne var ki durum
öyle değildir. Dışarıda onun ne ismi vardır ne de izi. Evet
böyle bir durum yoktur ki orada, görülsün. Aynaya yansıyan
bir kişinin yüzü dahi, bu şekil üzeredir. Zira onun dışarıda
bir sabitliği yoktur. Elbette onun sabitliği ve görüntüsü:
Her ikisi birden HAYALDEDİR. En iyi bilen Sübhan Allah'tır.17
(İfadeler Türkçeleştirilerek alınmıştır.)
Mevlana Cami de Kuran'ın işaretleri ve
akıl yoluyla bulduğu bu hayret verici gerçeği "kainatta
ne varsa hepsi vehim ve hayaldir. Ya aynalardaki akislerdir,
ya da gölgeler gibidir" diyerek dile getirmiştir.
Ancak bu gerçeği kavrayanların sayısı
tarih boyunca hep sınırlı kalmıştır. İmam Rabbani gibi büyük
alimler, bu gerçeğin kitlelere anlatılmasının sakıncalı
olabileceğini, çoğu insanın bunu anlayamayacağını yazmışlardır.
İçinde yaşadığımız çağda ise, söz konusu
gerçek, bilimin ortaya koyduğu kanıtlarla açıklanır hale
gelmiş bulunmaktadır. Evrenin bir gölge varlık olduğu gerçeği,
dünya tarihinde ilk kez bu denli açık ve anlaşılır bir biçimde
izah edilmektedir.
Bu nedenle 21. yüzyıl, insanların yaygın
olarak İlahi gerçekleri kavrayacakları ve tek mutlak varlık
olan Allah'a dalga dalga yönelecekleri bir tarihsel dönüm
noktası olacaktır. 21. yüzyılda, 19. yüzyılın materyalist
inançları tarihin çöplüğüne atılacak, Allah'ın varlığı ve
yaratışı kavranacak, mekansızlık, zamansızlık gibi gerçekler
anlaşılacak, insanlık asırlardır gözünün önüne çekilen perdelerden,
aldatmacalardan ve batıl inanışlardan kurtulacaktır.
Bu kaçınılmaz gidişin hiçbir gölge varlık
tarafından durdurulması da mümkün değildir...
16- İmam Rabbani Hz. Mektupları, Cilt
II, 357. Mektup, s. 163
17- İmam Rabbani Hz. Mektupları, Cilt II, 470. Mektup, s.1432
|
|
|