|
| |
ALLAH HERŞEYİ BİLENDİR
Allah'ın Muhit sıfatı "herşeyi kuşatan"
anlamındadır. Allah herşeyi kuşattığı için insanların
yaşadığı herşeyi de en iyi bilendir. Ağrıyı, acıyı, sevgiyi,
hazzı, üzüntüyü, sevinci, gülmeyi, ağlamayı tüm bu duyguları
yaratan Allah'tır ve dolayısıyla Allah tüm bunları çok
iyi bilir. Bildiği için yaratır ve kullarına dilediği
miktarda tattırır. Fakat burada şu nokta çok iyi anlaşılmalıdır:
Allah bu acı ve eksikliklerden tamamen uzaktır. Allah'ın
Kuran'da belirtilen bir sıfatı da Kuddüs'tür ve Kuddüs
"hatadan, gafletten, aczden ve her türlü eksiklikten çok
uzak, pek temiz" anlamındadır. Allah'ın neden acılardan,
ağrılardan müstağni olduğu böylece daha iyi anlaşılır.
|
Allah'ın Kuran'da yer verilen
sıfatlarından biri de Müteali'dir ve anlamı "yaratılmışlar
hakkında aklın mümkün gördüğü herşeyden her hal ve tavırdan
pek yüce"dir.
Bu gerçek Allah'ın her
yeri ve herşeyi kuşattığı, herşeyin gizlisini de gizlinin
gizlisini de bildiği anlamına gelir. Üstelik bu, gerçek
anlamda bir bilmedir. Allah'ın üstünlüğünü, yüceliğini
anlamak için bu konuyu iyi kavramak gerekir. Allah'ın
yaşadığımız ağrıları, acıları ve yaşadığımız her türlü
duyguyu biliyor olması aynı zamanda Allah'ın bize şahdamarımızdan
da yakın olduğu gerçeğini bir kez daha anlamamızı sağlar.
Allah insanı her yerde görür, kuytu, gizli, kapalı, kimsenin
görmediği bir yerde tek başına olsa da, çok gizli bir
iş üzerinde olduğunu düşünse de Allah onu görür. Allah'ın
herşeyden haberdar olduğu Kuran'da şöyle ifade edilmiştir:
Onlar bilmiyorlar mı ki, elbette
Allah, onların gizli tuttuklarını da, fısıldaştıklarını
da biliyor. Gerçekten Allah, gaybın bilgisine sahip olandır.
(Tevbe Suresi, 78)
Allah bütün sözleri duyar, öyle ki insan
gizlice sağlam kapıların, duvarların ardında fısıldaştığını
düşündüğü anda da Allah onu duyar. Allah kalbinden geçeni,
gizleyip de kimseye söylemediklerini bildiği gibi bilinçaltında
olup, insanın kendisinin dahi farkına varmadığı yönlerini
de bilmektedir. Kuran'da bu gerçeklere dikkat çekilmiştir:
Sözü açığa vursan da, (gizlesen de
birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de, gizlinin gizlisini
de bilmektedir. (Taha Suresi, 7)
Sahip Olduğunuz Herşey Aslında
Hayaldir...
Açıkça görüldüğü gibi, "dış dünya"nın
maddesel bir gerçekliğe sahip olmadığı, Allah'ın sürekli
ruhumuza gösterdiği görüntüler bütünü olduğu bilimsel ve
mantıksal bir gerçektir. Ne var ki insanlar genelde "dış
dünya" kavramının içine herşeyi dahil etmezler, ya da etmek
istemezler.
Bu konuda biraz samimi ve cesur düşünecek
olursanız, evinizin, içindeki eşyalarınızın veya antikalarınızın,
yazlığınızın, yeni aldığınız arabanızın, ofisinizin, mücevherlerinizin,
bankadaki hesabınızın, gardrobunuzun, eşinizin, çocuklarınızın,
iş arkadaşlarınızın ve sahip olduğunuz diğer şeylerin de
size gösterilen bu "hayali dış dünya"ya dahil olduğu gerçeğini
fark edersiniz. Etrafınızda gördüğünüz, duyduğunuz, kokladığınız
kısacası beş duyunuzla algıladığınız herşey bu "hayali dünya"ya
aittir; en sevdiğiniz sanatçının sesi, oturduğunuz iskemlenin
sertliği, kokusu hoşunuza giden bir parfüm, sizi ısıtan
güneş, renkleriyle göz alıcı bir çiçek, pencerenizin dışında
uçan bir kuş, denizin üzerinde hızla ilerleyen sürat motoru,
bol ürün veren bahçeniz, işinizde kullandığınız bilgisayar
ya da dünyadaki en kaliteli teknolojiye sahip müzik setiniz...
Gerçek budur, çünkü dünya yalnızca insanı
denemek için yaratılan bir görüntüler bütünüdür. İnsanlar
kısa yaşamları boyunca aslında gerçekliği olmayan algılarla
denenirler. Bu algılar ise, özellikle süslü ve çekici gösterilir.
Bu gerçek, Kuran'da şöyle haber verilmektedir:
Kadınlara, oğullara, kantar kantar
yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara
ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici'
kılındı. Bunlar, dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak
güzel yer Allah katında olandır. (Al-i İmran Suresi, 14)
İnsanların çoğu sahip oldukları ya da
olmaya çalıştıkları malların, paraların, yığdıkları altınların,
gümüşlerin, dolarların, mücevherlerin, taşıdıkları hesap
cüzdanlarının, kredi kartlarının, kullandıkları dolaplar
dolusu kıyafetlerin, son model arabaların, kısacası her
türlü zenginliğin büyüsüyle dinlerini bir kenara bırakır,
ahireti unutur ve yalnızca dünyaya yönelirler. "İşim var",
"ideallerim var", "sorumluluklarım var", "vaktim kısıtlı",
"yetiştirmem gereken işler var", "ileride yapacağım" diyerek,
dünyanın "süslü ve çekici" yüzüne aldanarak namaz kılmaz,
mallarını fakirlere vermez, ahirette kazanç sağlayacakları
ibadetlere yönelmezler. Aksine yalnızca dünyada kazanç sağlamaya
çalışarak ömürlerini tüketirler. "Onlar,
dünya hayatından dışta olanı bilirler, ahiretten ise gafildirler"
ayetinde işte tam bu yanılgı tarif edilir. (Rum Suresi,
7)
Kitabın bu bölümünde anlattığımız gerçek,
yani herşeyin bir görüntü olduğu gerçeği ise, bütün bu hırsları
ve bağlılıkları anlamsızlaştırması açısından çok önemlidir.
Çünkü bu gerçeğin anlaşılması, insanların sahip oldukları
ve olmaya çalıştıkları herşeyin, hırsla edindikleri mülklerinin,
varlıklarıyla övündükleri çocuklarının, kendilerine en yakın
sandıkları eşlerinin, arkadaşlarının, en sevdikleri bedenlerinin,
bir üstünlük olarak gördükleri mevkilerinin, okudukları
okulların, geçirdikleri tatillerin birer hayalden ibaret
olduğunu göstermektedir. Bu durumda bunlar adına yapılan
hırs, geçirilen zaman, harcanan çaba da boşunadır.
O halde bazı insanlar sahip oldukları
mal ve mülkleriyle, "yatlarıyla, helikopterleriyle, fabrikalarıyla,
holdingleriyle, köşkleriyle, arazileriyle" sanki bunlar
gerçekten varmışçasına övündükleri zaman küçük düşmektedirler.
Yatlarında "kasılarak" dolaşan zenginler, arkadaşlarına
arabalarıyla gösteriş yapanlar, zenginliklerini her fırsatta
dile getirenler, mevkilerinin kendilerini herkesten üstün
kıldığını zannedenler, kıyafetleriyle insanlara sükse
yapmaya çalışanlar, tüm yaşamlarını bu tip hırslar ve
yarışlar üzerine kuranlar, bunlarla gösteriş yaptıklarını
sananlar, aslında gerçek olmayan birtakım hayaller ile
gösteriş yaptıklarını anladıklarında ne duruma düşeceklerini
düşünmelidirler.
İnsan, bu anlatılanlar doğrultusunda
biraz derin düşünürse, bu hayret verici, olağanüstü
durumu kendisi de açıkça fark eder. Yani,
dünyadaki bütün olayların bir hayalden ibaret olduğunu... |
Aslında bunların benzerlerini rüyalarında
da sık sık görürler. Rüyalarında da evleri, çok süratli
arabaları, son derece değerli mücevherleri, tomar tomar
dolarları, yığın yığın altın ve gümüşleri vardır. Rüyalarında
da yüksek bir mevkide bulunur, binlerce kişinin çalıştığı
fabrikaları olur, pek çok insana hükmedebilecek güçleri
olur, herkesin hayran kaldığı kıyafetler giyerler... Ancak
nasıl rüyada sahip oldukları ile övünmek onları komik duruma
düşürürse, aynı şekilde bu dünyada muhatap oldukları görüntüyle
övünmek de buna eşdeğerdir. Rüyalarında gördükleri de, bu
dünyada muhatap oldukları da sonuçta zihinlerindeki birer
görüntüden ibarettir. Ancak elbetteki bu gerçeği düşünmek
gerekir. Ayette de ifade edildiği gibi bu gerçeğin farkına
varan kazanacaktır:
Gerçek şu ki size Rabbinizden basiretler
gelmiştir. Kim basiretle-görürse kendi lehine, kim de kör
olursa (görmek istemezse) kendi aleyhinedir... (Enam Suresi,
104)
Bunun gibi dünyada yaşadıkları olaylara
gösterdikleri tepkiler de, gerçeği anladıklarında insanları
utandıracaktır. Kendini kaybetmiş şekilde kavga edenler,
bağırıp çağıranlar, dolandırıcılık yapanlar, rüşvet alanlar,
sahtekarlık düzenleyenler, yalan söyleyenler, cimrilik yapanlar,
insanların canını yakanlar, onları dövüp sövenler, gözü
dönmüş saldırganlar, içleri makam mevki hırsı ile dolu olanlar,
haset edenler, gösteriş yapmaya çalışanlar, kendilerini
yüceltmek için uğraşanlar ve diğerleri, bunları bir hayal
dünyasında yaptıklarını fark ettiklerinde rezil olacaklardır.
Bilinmelidir ki, "dünya" dediğimiz görüntüleri
yaratan Allah olduğuna göre, bu dünyadaki tüm malın gerçek
sahibi de yalnızca Allah'tır. Nitekim bu gerçek Kuran'da
özellikle vurgulanır:
Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır.
Allah, herşeyi kuşatandır. (Nisa Suresi, 126)
Gerçekte hayal olan hırslar uğruna dini
bir kenara bırakmak ve bunun neticesinde sonsuz yaşamı kaybetmek
ise, çok büyük bir akılsızlıktır. Dahası insana sonsuz kayıp
getirir. Allah onların bu durumunu şöyle tarif eder:
Onların onda (dünyada) bütün işledikleri
boşa çıkmıştır ve yapmakta oldukları şeyler de geçersiz
olmuştur. (Hud Suresi, 16)
Ayette de bildirildiği gibi, hem bütün
hırsları, tutkuları boşa çıkmıştır hem de sahip olduklarını
sandıkları şeyler bu gerçek karşısında ellerinden gitmiş,
bir fayda sağlamamış ve geçersiz olmuştur.
Bu konuda şu nokta çok iyi anlaşılmalıdır:
Karşı karşıya olduğumuz gerçek, "tüm bu sahip olduğunuz
ve hırsını yaptığınız mallar, zenginlikler, çocuklar, eşler,
arkadaşlar, makam-mevki ileride yok olacaktır, o yüzden
bir anlamı yoktur" dememektedir. "Bu sahip olduklarınızın
hiçbiri şu anda zaten yok, hepsi yalnızca bir hayalden ibaret,
Allah'ın sizi denemek için gösterdiği birer görüntü" demektedir.
Dikkat ederseniz ikisi arasında çok büyük bir fark vardır.
Birincisinde kişi, geçici olsa dahi bunların var olduğu
yanılgısına düşerek yine de bunlara sahip olma hırsına kapılabilir.
Fakat ikincisinde yani herşeyin hayal olması gerçeğinde,
kişi bile bile böyle bir şeye kalkıştığında, hem çok küçük
düşer, hem de benzeri görülmemiş bir kayba uğrar.
İnsan bu gerçeği şu an kabul etmek istemese
ve tüm sahip olduklarını var kabul ederek kendini aldatsa
bile, sonuçta ölümünün ardından yeniden dirildiğinde, yani
ahirette herşey çok net ortaya çıkacaktır. O gün insanın
"görüş gücü keskinleşecek"
(Kaf Suresi, 22) ve herşeyi çok
daha açık fark edecektir. Ama eğer dünyadaki yaşamını hayali
amaçlar peşinde koşarak harcamışsa, orada hiç yaşamamış
olmayı dileyecek, "keşke o
(ölüm her şeyi) kesip bitirseydi. Malım bana hiçbir yarar
sağlayamadı. Güç ve kudretim yok olup gitti" diyerek helak
olacaktır. (Hakka Suresi, 27-29)
Akıllı bir insana düşen ise, tüm kainatın
bu en büyük gerçeğini zaman varken burada kavramaya çalışmaktır.
Aksi halde bütün ömrünü hayaller peşinde koşmaya harcayıp
sonunda büyük bir yıkıma uğrar. Allah, dünyada hayaller
(ya da "seraplar") peşinde koşup kendi Yaratıcısı'nı unutan
bu insanların son durumlarını şöyle bildirmektedir:
İnkar edenler; onların amelleri dümdüz
bir arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet
ona ulaştığında bir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur.
(Allah da) Onun hesabını tam olarak verir. Allah, hesabı
çok seri görendir. (Nur Suresi, 39)
|
|
|