|
| |

GERÇEK MUTLAK VARLIK
Tüm bu gerçekler, bizi çok önemli bir soruyla
daha karşı karşıya getirir: Madem maddesel dünya olarak
tanıdığımız şey gerçekte ruhumuzun gördüğü algılardan
ibarettir, o halde bu algıların kaynağı nedir?...
Bu soruya cevap verirken
dikkat edilmesi gereken gerçek şudur; maddenin kendi başına
bağımsız bir varlığı yoktur. Madde bir algı olduğuna göre,
"yapay" bir şeydir. Yani bu algının bir başka güç tarafından
yapılması, daha açık bir ifadeyle yaratılması gerekir. Hem
de sürekli olarak. Eğer sürekli bir yaratma olmazsa, madde
dediğimiz algılar da yok olur gider. Bu, bir televizyon
ekranında görüntünün devam edebilmesi için, yayının da sürekli
devam etmesi gibidir.
|
Peki kim bizim ruhumuza
yıldızları, dünyayı, bitkileri, insanları, bedenimizi
ve gördüğümüz diğer herşeyi sürekli olarak seyrettirmektedir?
Çok açıktır ki, içinde yaşadığımız tüm maddesel
evreni, yani algılar bütününü yaratan ve sürekli yaratmaya
devam eden üstün bir Yaratıcı vardır. Bu Yaratıcı, bu
denli görkemli bir yaratılış sergilediğine göre de, sonsuz
bir güç ve bilgi sahibidir.
Nitekim o Yaratıcı, bize Kendisi'ni tanıtır.
Yarattığı algılar evreni içinde bir de kitap yaratmıştır
ve bu kitap yoluyla bize Kendisi'ni, evreni ve bizim neden
var olduğumuzu anlatır.
O Yaratıcı Allah, kitabının ismi ise Kuran'dır.
RÜYADAKİ
DÜNYA
Sizin için madde, elle tutulan,
gözle görülen şeydir. Oysa rüyada da "elinizle tutar,
gözünüzle görürsünüz", ama gerçekte ne eliniz vardır,
ne gözünüz, ne de görülüp-tutulacak bir şey. Bütün
bunları beynin dışında sağlayan hiçbir maddi gerçeklik
yoktur. Açıkça aldanırsınız.
Peki gerçek yaşamla rüyayı
ayıran nedir? Sonuçta her iki yaşantı da beynin içinde
oluşmaktadır. Rüya sırasında gerçek olmayan bir dünyada
rahatlıkla yaşayabiliyorsak, aynı şey pekala içinde
bulunduğumuz dünya için de geçerlidir. Rüyadan uyandığımızda
gerçek yaşantı dediğimiz daha uzun bir rüyaya başladığımızı
düşünmemize engel hiçbir mantıklı gerekçe yoktur.
Rüyayı hayal, dünyayı gerçek saymamızın nedeni, sadece
alışkanlıklarımız ve ön yargılarımızdır. Ve bu durum,
bir gün, şu anda yaşadığımızı sandığımız dünya hayatından
rüyadan uyandırıldığımız gibi uyandırılabileceğimizi
gösterir. |
Göklerin ve yerin, yani evrenin sabit
ve kararlı olmadığı, sadece Allah'ın yaratmasıyla varlık
buldukları ve O yaratmayı durdurduğunda yok olacakları bir
ayette şöyle ifade edilir:
"Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval
bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun,
eğer zeval bulacak olurlarsa, kendisinden sonra artık kimse
onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır." (Fatır
Suresi, 41)
Girişte de belirttiğimiz gibi, insanların
çoğu, Allah'ın gücünü kavrayamadıklarından, O'nu göklerde
bir yerde bulunan ve dünya işlerine müdahale etmeyen bir
varlık olarak düşünürler. Bu mantığın temeli, evrenin bir
maddeler bütünü olduğu, Allah'ın ise bu maddelerin "dışında"
bir yerlerde bulunduğu şeklindedir.
Oysa, şimdiye dek incelediğimiz gibi,
madde bir algıdan ibarettir. Gerçek mutlak varlık ise Allah'tır.
Yani var olan sadece Allah'tır, O'ndan başka herşey
gölge varlıklardır. Böyle olunca da, bazı insanların
iddia ettiği gibi Allah'ın, madde topluluğunun "dışında"
bir yerlerde olması gibi bir şey söz konusu olamaz. Çünkü
zaten varlık anlamında madde diye bir şey yoktur. Allah
"her yerde"dir ve her yeri kaplamaktadır. Bu gerçek Kuran'da
şöyle açıklanır:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur.
Diridir, kaimdir. O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde
ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın O'nun
katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini
bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden
hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü, bütün
gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması
O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi,
255)
Allah'ın mekandan münezzeh olduğu ve
her yeri çepeçevre kuşattığı gerçeği bir başka ayette de
şöyle belirtilmektedir:
"Doğu da Allah'ındır, batı da. Her
nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi) orasıdır. şüphesiz
ki Allah kuşatandır, bilendir." (Bakara Suresi, 115)
Maddesel varlıklar birer algı olduklarına
göre Allah'ı göremezler, ama Allah, kendi yarattığı maddeyi
her şekliyle görür. Kuran'da "gözler O'nu idrak edemez;
O ise bütün gözleri idrak eder" denilerek bu gerçek haber
verilmektedir. (Enam Suresi, 103)
Yani biz Allah'ın varlığını gözlerimizle
algılayamayız, Ama Allah bizim içimizi, dışımızı, bakışlarımızı,
düşüncelerimizi tam olarak kuşatmıştır. Bu nedenle Allah
Kuran'da Kendisi'nin "kulaklara
ve gözlere malik olan" (Yunus Suresi, 31) olduğunu
söylemektedir..O'nun bilgisi dışında biz tek bir söz söyleyemeyiz,
hatta tek bir nefes dahi alamayız.
"Dış dünya" sandığımız algıları seyrederken,
yani hayatımızı sürerken de, bize en yakın olan varlık,
herhangi bir algı değil, Allah'ın Kendisi'dir. Kuran'da
yer alan "andolsun, insanı
Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu
biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız" ayetinin
sırrı da bu gerçekte gizlidir. (Kaf
Suresi, 16) Bir insan kendi bedeninin
"madde"den oluştuğunu zannettiğinde bu önemli gerçeği
kavrayamaz. Çünkü örneğin "kendi" zannettiği yer beyniyse,
dışarısı olarak kabul ettiği yer kendisine 20-30 cm. gibi
belirli bir uzaklıkta olur. Bu mantığa göre hiçbir şey
kendisine şahdamarından daha yakın olamaz. Ama madde diye
bir şeyin var olmadığını, herşeyin hayal olduğunu kavradığında,
artık dışarısı, içerisi, uzak, yakın gibi kavramlar anlamsızlaşır.
Allah kendisini çepeçevre kuşatmıştır ve ona "sonsuz yakın"dır.
Allah insanlara "sonsuz
yakın" olduğunu, "kullarım
Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek
yakınım..." ayeti ile de bildirir.
(Bakara Suresi, 186) Bir başka
ayette geçen, "muhakkak Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır"
ifadesi de yine aynı gerçeği haber verir. (İsra
Suresi, 60) Buna rağmen insan
kendisine en yakın olan varlığın yine kendisi olduğunu
sanarak yanılır. Oysa Allah bize, kendimizden bile daha
yakındır.
"Hele can boğaza gelip dayandığında,
ki o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz, Biz ona sizden
daha yakınız; ancak görmezsiniz." ayetiyle de insana en
yakın varlığın Allah olduğu gerçeğine dikkat çekilmiştir.
(Vakıa Suresi, 83-85) Gerçekten
de ölüm döşeğindeki ya da hasta yatağındaki bir insan
büyük bir yanılgıyla, o an kendisine en yakın varlığın
başucundaki doktoru veya ona sarılan annesi ya da elini
tutan, kendisine dokunan bir yakını olduğunu düşünebilir.
Ancak ayette de bildirildiği gibi Allah o sırada kendisine
hepsinden daha yakındır. Fakat insanlar gözleriyle görmedikleri
için bu olağanüstü gerçekten habersiz yaşarlar.
Beyin, protein ve yağ moleküllerinden
oluşan bir hücreler yığınıdır. Nöron (yukarıda sağda)
adı verilen sinir hücrelerinden oluşmuştur. Bilinci
oluşturan elbette nöronlar değildir. Nöronların
yapısını incelediğimizde karşımıza çıkan ise atomlardır.
(yukarıda solda) Kuşkusuz şuursuz atomların da şuur
meydana getirmesi mümkün değildir. Beyin dediğimiz
et parçasında, görüntüleri izleyecek, bilinci oluşturacak,
kısacası "ben" dediğimiz şeyi yaratabilecek bir
güç yoktur. |
Tüm bu anlatılanlardan çıkan ana sonuç;
tek ve gerçek mutlak varlığın Allah olduğudur. Allah ilmiyle,
bir gölge varlık olan insanı ve diğer herşeyi kuşatmıştır.
Ayette de: "Sizin ilahınız
yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında ilah yoktur. O, ilim
bakımından herşeyi kuşatmıştır." (Taha Suresi, 98)
denilerek bu gerçeğe işaret edilmektedir. Allah Kuran'da
yer alan diğer bir ayette de insanları böyle bir gaflete
karşı şöyle uyarmıştır:
Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine
kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler. Dikkatli
olun; gerçekten O, herşeyi sarıp-kuşatandır. (Fussilet Suresi,
54)
Öte yandan, bir gölge varlıktan başka
bir şey olmayan insan, herşeyiyle Allah'a bağımlıdır, müstakil
bir güç ve iradeye sahip olması da mümkün değildir. Nitekim
"Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz."
(İnsan Suresi, 30) ayetinde bu
gerçek ifade edilmektedir. Yaşadığımız tüm olayların Allah'ın
kontrolü altında gerçekleştiğini gösteren diğer bir ayet
de "sizi de, yapmakta olduklarınızı
da Allah yaratmıştır" ayetidir.
(Saffat Suresi, 96) Kuran'da
bu gerçek birçok yerde bildirilmekte ve "...
attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı..." ayetiyle,
hiçbir fiilin Allah'tan bağımsız olmadığı vurgulanmaktadır.
(Enfal Suresi, 17) İnsan gölge
varlık olduğu için atma eylemini yapan kendisi olamaz. Ancak
Allah bu gölge varlığa kendisinin attığı hissini vermektedir.
Gerçekte ise tüm fiilleri gerçekleştiren Allah'tır. Bu durumda
kişinin yaptığı işleri kendisine ait fiiller olarak kabul
etmesi, yaptığı herşeyi kendisinin yaptığını zannetmesi,
hatta kendisini müstakil gücü olan bir varlık sanması ve
bu gücüne güvenmesi açıkça kendini aldatmasıdır. Çünkü görüldüğü
gibi insan herşeyiyle Allah'ın kontrolü altında olan bir
varlıktır.
Gerçek budur. Bir insan bunu kabullenmek
istemeyebilir, kendisini Allah'tan bağımsız bir varlık sanmaya
devam edebilir, ama bu hiçbir şeyi değiştirmez. Kuran'da
da bu gerçeğe şöyle işaret edilir:
Peki onlar, Allah'ın dininden başka
bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa
-istese de, istemese de- O'na teslim olmuştur ve O'na
döndürülmektedirler. (Al-i İmran Suresi, 83)
|
|
|