Kitabın ilerleyen sayfalarında bilimsel delilleri,
Kuran ayetleri ve büyük İslam alimlerinin izahları ile açıklayacağımız
bu müthiş hakikat birçok insanı ürkütmekte, herşeyin zihinde
bir hayal olduğu ve asıllarına duyularımızla asla erişemeyeceğimiz
gerçeği onları dehşete kaptırmaktadır.
Bu insanların başında materyalistler gelmektedir.
Materyalistler, maddenin tek mutlak varlık olduğunu iddia
eder ve madde dışındaki herşeyin varlığını inkar ederler.
Ancak bu bilimsel gerçek, materyalistlerin tüm inançlarını
en temelinden sarsmış ve onlara tek bir dayanak noktası
bırakmamıştır. Bu nedenle, tarih boyunca materyalistler
bu gerçeğin anlatılmasını istememiş ve maddenin aslında
zihnimizdeki bir algı olduğunu, aslına hiçbir zaman ulaşamayacağımızı
var güçleriyle insanlardan gizlemeye çalışmışlardır.
Ancak, materyalistler ne kadar engellemeye
çalışsalar da bugün bilim, hayatımızı meydana getiren herşeyin
zihnimizde idrak edilen algılar bütünü olduğunu, bir rüya
gibi, sadece görüntü olarak beynimizde yaşadığımızı ve asılları
ile hiçbir şekilde muhatap olamadığımızı açıkça ispatlamıştır.
Materyalistlerin bu gerçekten kaçmaları doğaldır,
çünkü bu tüm felsefelerini yerle bir eden bir gerçektir.
Ancak şaşırtıcı olan, bazı Müslümanların da bu gerçeğe itiraz
etmeleri ve çok açık olmasına rağmen anlatılanları anlamazlıktan
gelmeleridir. Çünkü, İslam dini maddenin mutlak olmadığını,
tek mutlak varlığın Allah olduğunu temel bir inanç olarak
kabul eder.
Söz konusu ilmi açıklamaya göre ise, maddenin
mutlak bir varlığı yoktur, zihnimizde algılanır. Öyle ise
zihinde maddeyi bize algılatan, hissettiren bir güç vardır.
Bu güç ise çok açıktır ki, tek mutlak varlık olan Allah'tır.
İlerleyen sayfalarda da görüleceği gibi, bu gerçek Allah'ın
tek mutlak varlık olduğunu, Allah'ın sıfatlarının her an
her yerde tecelli ettiğini, her insanın Allah'a istese de
istemese de boyun eğdiğini gösteren önemli bir ilimdir.
Bu nedenle tüm Müslümanlar bu hakikati çok iyi kavramalı,
sahiplenmeli ve insanlara bu hakikati anlatmalıdır.
İlker Kardaş'ın Maddenin Hakikati
başlıklı yazısında "maddenin aslında zihnimizdeki
bir algı olduğu gerçeğini bilimsel delillerle ortaya
koyan" eserler eleştirilmektedir. Ancak yazıda
bazı temel yanılgılar ve ön yargılar hemen dikkati
çekmektedir. |
Bu kitap, kimi Müslümanlardan, maddenin gerçeği
konusunda gelen itirazlara bir cevap olarak hazırlanmış
ve bu çalışmayla bu kardeşlerimizin bazı yanılgıları ve
önyargıları giderilmek istenmiştir. Bu kardeşlerimize faydalı
olacağını düşündüğümüz için, cevap niteliğindeki bu açıklayıcı
kitabı hazırlarken, Yeni Asya gazetesi yazarlarından Sayın
İlker Kardaş'ın 21 Haziran 2001 tarihli Yeni Asya gazetesinde
yayınlanan "Maddenin Hakikati" başlıklı yazısındaki iddia
ve yanılgılar temel alınmıştır.
Umarız burada anlatılanlar, tüm Müslümanların
ve aynı zamanda tüm insanların bu büyük gerçeği kavrayarak
anlamalarına vesile olur.
Maddede Gizlenen Olağanüstü Sır
Yaşadığımız dünya ile ilgili tüm bilgiler
bize beş duyumuz aracılığı ile gelir. Yani biz gözümüzün
gördüğü, elimizin dokunduğu, burnumuzun kokladığı, dilimizin
tattığı, kulağımızın duyduğu bir dünyayı tanırız. Doğumumuzdan
itibaren bu duyulara bağlı olduğumuz için "dış dünya"nın,
duyularımızın bize tanıttığından farklı olabileceğini hiç
düşünmemişizdir.
Oysa, bugün birçok bilim dalında yapılan araştırmalar
son derece farklı bir anlayışı beraberinde getirmiş, algılarımız
ve algıladığımız dünya ile ilgili olağanüstü önemli bir
gerçeği ortaya koymuştur. Bu gerçeği; "Hayatımızı
meydana getiren herşey ruhumuz tarafından idrak edilen algılar
bütünüdür. Dünyamızı ve hayatımız boyunca sahip olduğumuz
ve yaşadığımız herşeyi, bir rüya gibi, sadece görüntü olarak
beynimizde algılayabiliriz, asılları ile asla muhatap olamayız"
şeklinde özetlemek mümkündür.
İnsan dış dünya hakkında ancak
beş duyusundan beynine ulaşan uyarılar aracılığıyla
bilgi sahibi olur. |
Bu önemli gerçeğin çıkış noktası ise şudur:
Bizim "dış dünya" olarak algıladıklarımız, yalnızca elektrik
sinyallerinin beyinde meydana getirdiği etkilerdir. İpek
kumaşın yumuşaklığı, masanın sertliği, çorbanın sıcaklığı,
gülün kırmızılığı, limonun ekşiliği gibi hisler, dahası
anneniz, babanız, aileniz, sahibi olduğunuz bütün mallar,
eviniz, işiniz ve bu kitabın satırları gibi varlıklar yalnızca
ve yalnızca beyninizdeki elektrik
sinyallerinden ibarettir.
Bu, aslında yeni keşfedilmiş, daha önce bilinmeyen
bir konu değildir. Bu gerçek, Kuran'da yer alan bazı ayetlerin
daha iyi anlaşılmasında da anahtar rol oynamaktadır. Tarih
boyunca, Allah tarafından gönderilen elçiler, İmam Rabbani,
Muhyiddin Arabi gibi derin düşünen ve bilinçli insanlar,
bazı düşünür ve filozoflar bu gerçeği toplumlara açıklamışlardır.
Yaptıkları bu açıklamalardan bir kısmına ait
metinler günümüze kadar ulaşmıştır. Özellikle orijinal metinleri
tahrif edilen hak dinlerin dejenerasyona uğramış farklı
akımları, bu gerçeği mistik bir sır olarak muhafaza etmek
istemişlerdir. Dolayısıyla Zerdüştlük, Budizm, Taoizm, Yahudilik,
Hıristiyanlık gibi dinlerin elde kalan metinlerinde de bu
gerçeği bulmak mümkündür. Eski Yunan felsefecilerinden Pisagor,
Elea okulu, özellikle "Mağara İdesi"yle Eflatun ve onları
takip eden birçok düşünür bu konuyu bir yönüyle açıklamışlardır.
Daha sonraki dönemlerde de maddenin hakikati, değişik görüş
ve yorumlar altında, derin düşünüp bu gerçeğin farkına varmış
kişiler tarafından anlatılmış ve öğretilmiştir. Ancak, geçmişte
bilimsel bulguların yetersizliği nedeniyle, bu kişilerin
açıklamaları genelde bir felsefe veya görüş olarak kalmış,
bu nedenle büyük kitleler bu önemli bilgiden istifade edememişlerdir.
Ne var ki, bugün bilimsel bulgularla açıkça desteklenen
bu gerçeği insanlara anlatmak çok daha kolay hale gelmiştir.
Çağdaş düşünür Frederick Vester bilimin bu
konuda ulaştığı noktayı şöyle ifade eder:
Bazı düşünürlerin, 'insan
bir hayaldir, aslında bütün yaşananlar geçici ve
aldatıcıdır, bu evren bir gölgedir'
şeklindeki sözleri günümüzde bilimsel olarak kanıtlanıyor
gibidir.1
Daha önce belirtildiği gibi bu gerçeği geçmişte
de birçok düşünür dile getirmiştir. Bu düşünürlerin başında
İrlandalı bir din adamı ve filozof olan George Berkeley
gelmektedir. 18. yüzyılda yaşayan bu ünlü filozof, bu olağanüstü
gerçek hakkında şöyle bir açıklamada bulunmuştur:
Kendilerini gördüğümüz ve dokunduğumuz için,
bize algılarımızı verdikleri için nesnelerin varlığına inanırız.
Oysa algılarımız sadece zihnimizde var olan fikirlerdir.
Şu halde algılar aracılığıyla ulaştığımız nesneler fikirlerden
başka bir şey değildirler ve bu fikirler, zihnimizden başka
yerde bulunmazlar zorunlu olarak. Bütün bunlar madem ki
sadece zihinde var olan şeylerdir, öyleyse evreni
ve şeyleri zihnin dışında varlıklar olarak hayal ettiğimizde,
yanılmaların içine düşmüş oluyoruz demektir. Öyleyse
bizi çevreleyen şeylerin hiçbirinin bizim zihnimizin dışında
bir varlığı yoktur.2

Bir kitap okuyan insan kitabın aslını değil, beyninde
oluşan kopya görüntüsünü görür. Hiç kimse bir kitabın
aslını okuyamaz. |
Maddeci görüşe sahip çevreler ise, Berkeley'in
bu yöndeki açıklamalarına karşı büyük bir mücadele başlatmışlar,
ancak onun bu fikirlerini çürütemeyeceklerini anladıklarında
hakaret ve iftira kampanyalarına başvurmuşlardır. Bu materyalistlerden
biri, Bertrand Russell'dır. Ancak Russell, maddeci çevrelerin
en güvendikleri düşünür olmasına ve bu görüşün en güçlü
savunucusu olarak görülmesine rağmen, Berkeley'in anlattığı
bu gerçeği tamamen gözardı edememiş, Felsefenin Problemleri
adlı eserinde durumu şöyle değerlendirmiştir:
. Berkeley, herhangi bir mantıksızlığa düşmeden,
maddenin varlığını reddetmenin mümkün olduğunu ve eğer bizden
bağımsız olarak bir şey mevcut olsa bile duyularımız tarafından
algılanamayacağını, ispatlama onuruna sahiptir.3
Russell, her ne kadar aksini iddia etse de,
yukarıdaki ifadeleri ile bu gerçeği aslında inkar edemediğini,
hatta istemeden de olsa kabul ettiğini açıkça ifade etmektedir.
Günümüzde ise materyalist bilim adamı ve düşünürlerin birçoğu
bu gerçeği kabul etmek zorunda kalmışlardır. Televizyonda,
okullarda, konferanslarda karşımıza çıkan birçok bilim adamı
ve düşünür, dışımızdaki dünyaya ulaşmamızın mümkün olmadığını,
beynimizde hissedilen algılardan ibaret bir hayatı yaşadığımızı
bildikleri halde bilmezlikten gelmekte, insanlara bu gerçeği
anlatmamakta, hatta sanki böyle bir gerçek hiç yokmuş gibi
hareket etmektedirler.
Bilim yazarı Lincoln Barnett, bu konunun sadece
"sezilmesinin" bile materyalist bilim adamlarını korku ve
endişeye sürüklediğini şöyle belirtmiştir:
Filozoflar tüm nesnel gerçekleri algıların
bir gölge dünyası haline getirirken, bilim adamları insan
duyularının sınırlarını korku ve endişe
ile sezdiler.4
Daha önce de belirttiğimiz gibi, tüm felsefelerini
yerle bir ettiği için, materyalistlerin bu gerçeği korku
ve endişe ile karşılamaları doğaldır. Ancak bazı Müslümanların
bu gerçeğe itiraz etmeleri anlaşılmazdır. Oysa bu Müslümanların
dört elle sarılmaları gereken önemli bir bilgidir. Çünkü,
maddenin bir gölge dünyası olduğunun anlaşılması ve Allah'ın
tek mutlak varlık olduğunun iyice kavranması, Müslümanlar
için bir şevk ve sevinç vesilesidir.
Maddenin gerçek mahiyetinin ne olduğunun tam
olarak anlaşılması ve bu önemli gerçeğin İslam dini açısından
öneminin kavranabilmesi için öncelikle dünyamızı, tüm yaşantımızı
nasıl algıladığımızı görelim.
1 Frederick Vester, Düşünmek, Öğrenmek,
Unutmak, İstanbul, Arıtan Yayınevi, 1991, s. 6
2 George Politzer, Felsefenin Başlangıç İlkeleri, Sosyal
Yayınları, Çev: Enver Aytekin, İstanbul: 1976, s. 38-39-44
3 Bertrand Russell, Felsefenin Problemleri, 1912, s. 5
4 Lincoln Barnett, Evren ve Einstein, Varlık Yayınları,Çev:
Nail Bezel, s. 17-18