Tarih boyunca, insanlığın büyük bir bölümü çok olağanüstü ve çok önemli bir gerçekten habersiz olarak yaşadı. Üstelik bu gerçek ile her an içiçeydi. Bugün de insanların büyük bir bölümü bu gerçekten habersiz veya haberdar olduğu halde bu gerçekten kaçıyor.

Bu olağanüstü gerçek, maddenin aslı ile ilgili. İnsanların gördükleri, dokundukları, sertliğini hissettikleri, sesini duydukları için mutlak sandıkları madde aslında zihinlerinde oluşan bir algıdan veya histen başka bir şey değil. Örneğin, şu an elinizde tuttuğunuz, sertliğini, kağıdının kayganlığını, sayfa kenarlarının keskinliğini hissettiğiniz kitabı aslında beyninizin içinde görüyor, kitaba dokunduğunuzu beyninizin içinde hissediyorsunuz. Kısacası, kitap aslında sizin dışınızda değil içinizde.

Kitabın ilerleyen sayfalarında bilimsel delilleri, Kuran ayetleri ve büyük İslam alimlerinin izahları ile açıklayacağımız bu müthiş hakikat birçok insanı ürkütmekte, herşeyin zihinde bir hayal olduğu ve asıllarına duyularımızla asla erişemeyeceğimiz gerçeği onları dehşete kaptırmaktadır.

Bu insanların başında materyalistler gelmektedir. Materyalistler, maddenin tek mutlak varlık olduğunu iddia eder ve madde dışındaki herşeyin varlığını inkar ederler. Ancak bu bilimsel gerçek, materyalistlerin tüm inançlarını en temelinden sarsmış ve onlara tek bir dayanak noktası bırakmamıştır. Bu nedenle, tarih boyunca materyalistler bu gerçeğin anlatılmasını istememiş ve maddenin aslında zihnimizdeki bir algı olduğunu, aslına hiçbir zaman ulaşamayacağımızı var güçleriyle insanlardan gizlemeye çalışmışlardır.

Ancak, materyalistler ne kadar engellemeye çalışsalar da bugün bilim, hayatımızı meydana getiren herşeyin zihnimizde idrak edilen algılar bütünü olduğunu, bir rüya gibi, sadece görüntü olarak beynimizde yaşadığımızı ve asılları ile hiçbir şekilde muhatap olamadığımızı açıkça ispatlamıştır.

Materyalistlerin bu gerçekten kaçmaları doğaldır, çünkü bu tüm felsefelerini yerle bir eden bir gerçektir. Ancak şaşırtıcı olan, bazı Müslümanların da bu gerçeğe itiraz etmeleri ve çok açık olmasına rağmen anlatılanları anlamazlıktan gelmeleridir. Çünkü, İslam dini maddenin mutlak olmadığını, tek mutlak varlığın Allah olduğunu temel bir inanç olarak kabul eder.

Söz konusu ilmi açıklamaya göre ise, maddenin mutlak bir varlığı yoktur, zihnimizde algılanır. Öyle ise zihinde maddeyi bize algılatan, hissettiren bir güç vardır. Bu güç ise çok açıktır ki, tek mutlak varlık olan Allah'tır. İlerleyen sayfalarda da görüleceği gibi, bu gerçek Allah'ın tek mutlak varlık olduğunu, Allah'ın sıfatlarının her an her yerde tecelli ettiğini, her insanın Allah'a istese de istemese de boyun eğdiğini gösteren önemli bir ilimdir. Bu nedenle tüm Müslümanlar bu hakikati çok iyi kavramalı, sahiplenmeli ve insanlara bu hakikati anlatmalıdır.


İlker Kardaş'ın Maddenin Hakikati başlıklı yazısında "maddenin aslında zihnimizdeki bir algı olduğu gerçeğini bilimsel delillerle ortaya koyan" eserler eleştirilmektedir. Ancak yazıda bazı temel yanılgılar ve ön yargılar hemen dikkati çekmektedir.

Bu kitap, kimi Müslümanlardan, maddenin gerçeği konusunda gelen itirazlara bir cevap olarak hazırlanmış ve bu çalışmayla bu kardeşlerimizin bazı yanılgıları ve önyargıları giderilmek istenmiştir. Bu kardeşlerimize faydalı olacağını düşündüğümüz için, cevap niteliğindeki bu açıklayıcı kitabı hazırlarken, Yeni Asya gazetesi yazarlarından Sayın İlker Kardaş'ın 21 Haziran 2001 tarihli Yeni Asya gazetesinde yayınlanan "Maddenin Hakikati" başlıklı yazısındaki iddia ve yanılgılar temel alınmıştır.

Umarız burada anlatılanlar, tüm Müslümanların ve aynı zamanda tüm insanların bu büyük gerçeği kavrayarak anlamalarına vesile olur.

Maddede Gizlenen Olağanüstü Sır

Yaşadığımız dünya ile ilgili tüm bilgiler bize beş duyumuz aracılığı ile gelir. Yani biz gözümüzün gördüğü, elimizin dokunduğu, burnumuzun kokladığı, dilimizin tattığı, kulağımızın duyduğu bir dünyayı tanırız. Doğumumuzdan itibaren bu duyulara bağlı olduğumuz için "dış dünya"nın, duyularımızın bize tanıttığından farklı olabileceğini hiç düşünmemişizdir.

Oysa, bugün birçok bilim dalında yapılan araştırmalar son derece farklı bir anlayışı beraberinde getirmiş, algılarımız ve algıladığımız dünya ile ilgili olağanüstü önemli bir gerçeği ortaya koymuştur. Bu gerçeği; "Hayatımızı meydana getiren herşey ruhumuz tarafından idrak edilen algılar bütünüdür. Dünyamızı ve hayatımız boyunca sahip olduğumuz ve yaşadığımız herşeyi, bir rüya gibi, sadece görüntü olarak beynimizde algılayabiliriz, asılları ile asla muhatap olamayız" şeklinde özetlemek mümkündür.

İnsan dış dünya hakkında ancak beş duyusundan beynine ulaşan uyarılar aracılığıyla bilgi sahibi olur.

Bu önemli gerçeğin çıkış noktası ise şudur: Bizim "dış dünya" olarak algıladıklarımız, yalnızca elektrik sinyallerinin beyinde meydana getirdiği etkilerdir. İpek kumaşın yumuşaklığı, masanın sertliği, çorbanın sıcaklığı, gülün kırmızılığı, limonun ekşiliği gibi hisler, dahası anneniz, babanız, aileniz, sahibi olduğunuz bütün mallar, eviniz, işiniz ve bu kitabın satırları gibi varlıklar yalnızca ve yalnızca beyninizdeki elektrik sinyallerinden ibarettir.

Bu, aslında yeni keşfedilmiş, daha önce bilinmeyen bir konu değildir. Bu gerçek, Kuran'da yer alan bazı ayetlerin daha iyi anlaşılmasında da anahtar rol oynamaktadır. Tarih boyunca, Allah tarafından gönderilen elçiler, İmam Rabbani, Muhyiddin Arabi gibi derin düşünen ve bilinçli insanlar, bazı düşünür ve filozoflar bu gerçeği toplumlara açıklamışlardır.

Yaptıkları bu açıklamalardan bir kısmına ait metinler günümüze kadar ulaşmıştır. Özellikle orijinal metinleri tahrif edilen hak dinlerin dejenerasyona uğramış farklı akımları, bu gerçeği mistik bir sır olarak muhafaza etmek istemişlerdir. Dolayısıyla Zerdüştlük, Budizm, Taoizm, Yahudilik, Hıristiyanlık gibi dinlerin elde kalan metinlerinde de bu gerçeği bulmak mümkündür. Eski Yunan felsefecilerinden Pisagor, Elea okulu, özellikle "Mağara İdesi"yle Eflatun ve onları takip eden birçok düşünür bu konuyu bir yönüyle açıklamışlardır. Daha sonraki dönemlerde de maddenin hakikati, değişik görüş ve yorumlar altında, derin düşünüp bu gerçeğin farkına varmış kişiler tarafından anlatılmış ve öğretilmiştir. Ancak, geçmişte bilimsel bulguların yetersizliği nedeniyle, bu kişilerin açıklamaları genelde bir felsefe veya görüş olarak kalmış, bu nedenle büyük kitleler bu önemli bilgiden istifade edememişlerdir. Ne var ki, bugün bilimsel bulgularla açıkça desteklenen bu gerçeği insanlara anlatmak çok daha kolay hale gelmiştir.

Çağdaş düşünür Frederick Vester bilimin bu konuda ulaştığı noktayı şöyle ifade eder:

Bazı düşünürlerin, 'insan bir hayaldir, aslında bütün yaşananlar geçici ve aldatıcıdır, bu evren bir gölgedir' şeklindeki sözleri günümüzde bilimsel olarak kanıtlanıyor gibidir.1

Daha önce belirtildiği gibi bu gerçeği geçmişte de birçok düşünür dile getirmiştir. Bu düşünürlerin başında İrlandalı bir din adamı ve filozof olan George Berkeley gelmektedir. 18. yüzyılda yaşayan bu ünlü filozof, bu olağanüstü gerçek hakkında şöyle bir açıklamada bulunmuştur:

Kendilerini gördüğümüz ve dokunduğumuz için, bize algılarımızı verdikleri için nesnelerin varlığına inanırız. Oysa algılarımız sadece zihnimizde var olan fikirlerdir. Şu halde algılar aracılığıyla ulaştığımız nesneler fikirlerden başka bir şey değildirler ve bu fikirler, zihnimizden başka yerde bulunmazlar zorunlu olarak. Bütün bunlar madem ki sadece zihinde var olan şeylerdir, öyleyse evreni ve şeyleri zihnin dışında varlıklar olarak hayal ettiğimizde, yanılmaların içine düşmüş oluyoruz demektir. Öyleyse bizi çevreleyen şeylerin hiçbirinin bizim zihnimizin dışında bir varlığı yoktur.2


Bir kitap okuyan insan kitabın aslını değil, beyninde oluşan kopya görüntüsünü görür. Hiç kimse bir kitabın aslını okuyamaz.

Maddeci görüşe sahip çevreler ise, Berkeley'in bu yöndeki açıklamalarına karşı büyük bir mücadele başlatmışlar, ancak onun bu fikirlerini çürütemeyeceklerini anladıklarında hakaret ve iftira kampanyalarına başvurmuşlardır. Bu materyalistlerden biri, Bertrand Russell'dır. Ancak Russell, maddeci çevrelerin en güvendikleri düşünür olmasına ve bu görüşün en güçlü savunucusu olarak görülmesine rağmen, Berkeley'in anlattığı bu gerçeği tamamen gözardı edememiş, Felsefenin Problemleri adlı eserinde durumu şöyle değerlendirmiştir:

. Berkeley, herhangi bir mantıksızlığa düşmeden, maddenin varlığını reddetmenin mümkün olduğunu ve eğer bizden bağımsız olarak bir şey mevcut olsa bile duyularımız tarafından algılanamayacağını, ispatlama onuruna sahiptir.3

Russell, her ne kadar aksini iddia etse de, yukarıdaki ifadeleri ile bu gerçeği aslında inkar edemediğini, hatta istemeden de olsa kabul ettiğini açıkça ifade etmektedir. Günümüzde ise materyalist bilim adamı ve düşünürlerin birçoğu bu gerçeği kabul etmek zorunda kalmışlardır. Televizyonda, okullarda, konferanslarda karşımıza çıkan birçok bilim adamı ve düşünür, dışımızdaki dünyaya ulaşmamızın mümkün olmadığını, beynimizde hissedilen algılardan ibaret bir hayatı yaşadığımızı bildikleri halde bilmezlikten gelmekte, insanlara bu gerçeği anlatmamakta, hatta sanki böyle bir gerçek hiç yokmuş gibi hareket etmektedirler.

Bilim yazarı Lincoln Barnett, bu konunun sadece "sezilmesinin" bile materyalist bilim adamlarını korku ve endişeye sürüklediğini şöyle belirtmiştir:

Filozoflar tüm nesnel gerçekleri algıların bir gölge dünyası haline getirirken, bilim adamları insan duyularının sınırlarını korku ve endişe ile sezdiler.4

Daha önce de belirttiğimiz gibi, tüm felsefelerini yerle bir ettiği için, materyalistlerin bu gerçeği korku ve endişe ile karşılamaları doğaldır. Ancak bazı Müslümanların bu gerçeğe itiraz etmeleri anlaşılmazdır. Oysa bu Müslümanların dört elle sarılmaları gereken önemli bir bilgidir. Çünkü, maddenin bir gölge dünyası olduğunun anlaşılması ve Allah'ın tek mutlak varlık olduğunun iyice kavranması, Müslümanlar için bir şevk ve sevinç vesilesidir.

Maddenin gerçek mahiyetinin ne olduğunun tam olarak anlaşılması ve bu önemli gerçeğin İslam dini açısından öneminin kavranabilmesi için öncelikle dünyamızı, tüm yaşantımızı nasıl algıladığımızı görelim.

 1 Frederick Vester, Düşünmek, Öğrenmek, Unutmak, İstanbul, Arıtan Yayınevi, 1991, s. 6
2 George Politzer, Felsefenin Başlangıç İlkeleri, Sosyal Yayınları, Çev: Enver Aytekin, İstanbul: 1976, s. 38-39-44
3 Bertrand Russell, Felsefenin Problemleri, 1912, s. 5
4 Lincoln Barnett, Evren ve Einstein, Varlık Yayınları,Çev: Nail Bezel, s. 17-18