|
| |

Akit Gazetesi 27 Eylül 1999 Tarihli Köşe Yazısındaki
Yanılgılara Cevap
Harun Yahya'nın gerek Allah Akılla
Bilinir adlı kitabında, gerekse diğer çalışmalarında anlatılan
"Maddenin Aslı" konusu, imani açıdan son derece önemli
bir gerçektir. Bu konu, tüm maddesel evrenin Allah'ın
iradesine boyun eğdiği ve her an O'nun yaratmasıyla kaim
olduğu gibi çok önemli bir gerçeğin kavranmasını sağlamaktadır.
Maddeyi ilahlaştıran materyalist felsefeyi kesin olarak
çökertmekte, müslümanların ise imani derinliklerinin artmasına
vesile olmaktadır.
Ancak son günlerde bu konunun yanlış anlaşılmasından kaynaklanan
bazı itirazlar ve yanlış yorumlar gündeme gelmiştir.
|
Akit Gazetesi'nin 27.9.1999 tarihli sayısında Mustafa İslamoğlu
imzasıyla yayınlanan "Gerçeği Daha Çok Severim" başlıklı
yazıda, Harun Yahya'nın, Allah Akılla Bilinir, Evrim Aldatmacası
gibi kitaplarında yer alan "Maddenin Ardındaki Sır" başlıklı
bölümle ilgili yeni bir takım iddialar yer almıştır.
Bu iddialarla ilgili olarak Sayın Harun
Yahya'nın verdiği özlü cevabın ardından biz de aşağıdaki
hususları belirtmekte fayda görüyoruz:
Oysa ki, Sayın Mustafa İslamoğlu'nun da
çok iyi bildiği gibi, bizim "dış dünya"ya ilişkin tüm bilgilerimiz
bize duyu organlarımız kanalıyla ulaşmaktadır. Duyu organlarımız
bu bilgileri "elektrik sinyalleri" olarak beyne taşımakta,
elektrik sinyalleri ilgili duyu merkezlerine ulaştığında da
beyinde ses, koku, sertlik, görüntü ve tat hisleri oluşmaktadır.
Burada önemli olan nokta şudur: beyine
ve beyinin ilgili duyu merkezlerine (görme merkezi, duyma
merkezi, vs) sadece ve sadece elektrik sinyalleri ulaşmaktadır.
Beyne yalnızca elektrik sinyalleri ulaştığına göre, beynin
bilgisi bu sinyallerin meydana getirdiği algılarla sınırlıdır.
Başka bir deyişle, beyin sadece ve sadece algılarla muhataptır.
Hiç bir beyin, bu algıların ötesinde, beynin dışında birşey
olup olmadığını bilemez. "Beynimizin dışında şunlar, şunlar
var" gibi iddiaların hiç bir bilimsel dayanağı yoktur.
Bu anlattığımız, mutlak bilimsel bir gerçektir.
Bilimsellikten ayrılmadığı sürece, hiç kimse bu gerçeği inkar
edemez ve şimdiye kadar inkar etmemiştir.
Dolayısıyla, Sayın Mustafa İslamoğlu'nun
"bizim algılarımızın ötesinde dış dünya mutlak manada vardır"
iddiasının da bilimsel bir dayanağı yoktur. Bu iddia, Sayın
Mustafa İslamoğlu'nun kendi kişisel tahmininden ibarettir.
Bu kardeşimiz, bizim algılarımızın ötesinde bir dış dünyanın
varlığına dair mutlak ve bilimsel bir kanıt, hiç bir zaman
getiremeyecektir. Mustafa İslamoğlu, bu noktada muhtemelen
hemen şu karşılığı verecektir: "dış dünya vardır" diyemeyiz
ama "dış dünya yoktur "da diyemeyiz.
Bu doğrudur. Bilim, bize dış dünyanın ne
varlığı ne de yokluğu konusunda herhangi birşey söyleyemez.
Böyle bir bilgiye duyu organlarımız kanalıyla hiç bir zaman
ulaşamayız. Ama kitabımız Kuran-ı Kerim'de bu sorunun cevabını
verecek yeterli miktarda bilgi vardır. Yazar Harun Yahya'nın
başta "Evrim Aldatmacası" isimli kitabı olmak üzere birçok
kitabında yer verdiği bu konuda, Kuran ayetlerinin ışığında;
idrakımızda hissettiğimiz algıların hiç bir maddi karşılıklarının
bulunmadığı, bunları Allah'ın yoktan meydana getirdiği açıkça
anlatılmaktadır.
Şunu da eklemek isteriz ki, algıların ötesinde
bir "dış dünya" ister var olsun ister var olmasın, bizim açımızdan
durum kesinlikle değişmeyecektir. Biz, yaşamımız boyunca sadece
idrakımızdaki algılarla muhatap oluruz.
-
Sayın Mustafa İslamoğlu,
yazısında, maddenin mutlak olduğuna inanmanın imanın bir
esası olduğunu iddia etmiştir. Kendisine hatırlatmak isteriz
ki maddenin mutlak olduğuna inanmak, imanın bir esası
değildir, olamaz da.
İmanın esasları Kuran-ı Kerim'de açıkça
belirtilmiştir. Kuran-ı Kerim'de maddenin mutlak olduğuna
iman etmeyi emreden hiç bir ayet yoktur. İslam tarihinde maddenin
varlığına inanmanın imanın bir esası olduğunu söyleyen tek
bir alim bile çıkmamıştır.
Maddenin mutlak olduğuna inanmak, materyalizmdir.
Materyalizm ise Kuran-ı Kerim'in bir esası değil, "Kuran-ı
Kerim'in inkarı"dır. O nedenle, biz Sayın Mustafa İslamoğlu'nun
"maddeye inanmak imanın esasıdır" derken, dikkatsizlik sonucu
bu ifadeyi kullandığına inanıyoruz.
Bizler ise, Allah'ın mutlak varlık olduğuna
ve Allah'ın dışında hiç bir varlık bulunmadığına inanıyoruz.
Maddeyi ve insanı "mutlak varlık" kabul eden, Allah'ı (Allah'ı
tenzih ederiz) hayal olarak gören Kuran dışı inanca asla mensup
değiliz.
-
Kardeşimiz Mustafa
İslamoğlu, "itirazım, bir yanda Allah'ı mahlukatla açıklamaya
kalkarken, öte yanda onun varlık delili olarak sunduğu
Varlık Alemi'ni yok farzetme çelişkisinedir" demektedir.
Sayın İslamoğlu'nun Evrim Aldatmacası isimli
kitapta anlatılan gerçeğin ne olduğunu tam olarak kavrayamadığı
anlaşılmaktadır. Sayın İslamoğlu,"maddesel dünya bir algılar
bütününden ibarettir" ifadesini, "hiç bir şey yoktur" şeklinde
anlamıştır. Oysa "madde bir algılar bütünüdür" demek, "madde
yoktur" demek değildir. Maddesel evren vardır, ama sadece
bir algılar bütünü olarak vardır. Tıpkı rüyalarımız gibi,
vehim ve hayal mertebesinde vardır.
Maddenin vehim ve hayal mertebesinde var
olması Allah'ın varlığının çok kesin bir delilidir. Çünkü
(tıpkı bir görüntü gibi) vehim ve hayal mertebesinde olan
bir varlık, kendi kendine meydana gelemeyeceğine göre, bunu
var eden bir Yaratıcı'nın olduğunu gösterir. Dolayısıyla,
maddi evrenin bir "görüntü" olduğu gerçeği, Allah'ın varlığının
ve birliğinin kesin kanıtıdır. O nedenle, "maddenin görüntü
olması" ile "varlıkların Allah'a delil teşkil etmesi" arasında
hiç bir çelişki yoktur, aksine "tartışılmaz mantık bağı" vardır.
Esas çelişkili olan, bir müslümanın maddenin
mutlak varlık olduğuna inanmasıdır. Maddenin mutlak varlığını
kabul eden biri materyalist felsefenin temel ilkesini kabul
etmiş olur. Materyalist felsefenin temel ilkelerinin üzerine
ise ancak materyalizm bina edilir, Kuran inancı bina edilemez.
Dolayısıyla, maddenin mutlak anlamda bir varlığa sahip olduğunu
düşünen birinin Allah inancı, Kuran-ı Kerim'in bize anlattığı
Allah inancıyla kesinlikle çelişir.
Eğer konuyu biraz daha dikkatli incelerse,
Sayın Mustafa İslamoğlu da, materyalizm ile İslam'ın asla
bağdaşmayacağını kolayca görecektir.
Mustafa İslamoğlu kardeşimiz doğru düşünmektedir.
Kendisinin de belirttiği gibi, beyne ait görüntüler de aynı
dış dünyaya ait görüntüler gibi duyu organlarımız kanalıyla
ve elektrik sinyalleriyle idraka ulaşmaktadır. İnsan, "dış
dünya"yı idrakta algıladığı gibi, "beyni" de idrakta algılamaktadır.
Dolayısıyla, beynin mutlak varlığı yoktur, beyin de bir algıdan
ibarettir.
Gerçi, bu konu, Mustafa İslamoğlu kardeşimizin
eleştiri mevzu yaptığı kitapta (yazar Harun Yahya'nın "Evrim
Aldatmacası" isimli kitabı) uzun uzun anlatılmıştı ama herhalde
dikkatinden kaçmış olacak ki yazısında bu noktaya işaret etmiş.
Eğer Sayın İslamoğlu, eleştirdiği kitabı biraz daha dikkatli
okusaydı, yazısında esas şu soruyu soracaktı: Beynin kendisi
de idraktaki bir algıdan ibaretse, o halde tüm bu algıları
hisseden, gören, işiten kimdir?
Bu kardeşimiz, bu sorunun cevabını düşündüğünde,
bulduğu cevaplar ile Kuran-ı Kerim'deki kavramların ne derece
paralel olduğunu görecek, Kuran-ı Kerim'deki "Allah'ın
yüzünün her yerde olması" (Bakara Suresi, 115),
"kuvvetin tümünün Allah'a ait
olması" (Bakara Suresi, 165), "herşeyin Allah'a ait olması"
(Ali İmran Suresi, 129), "fiilleri
Allah'ın meydana getirmesi" (Enfal Suresi, 17)
gibi temel konuların derin manalarını daha kolay kavrayacaktır.
-
Yazısının her satırında
Nesefi'den, Sadrettin Konevi'den, İmam-ı Ebu Hanife'den,
İbn-i Arabi'den bahsederek kelam ve akaid konusunda bilgi
sahibi olduğunu göstermiştir. Ama eğer İslamoğlu eleştirilerini
İslam alimlerine dayandırıyorsa, Harun Yahya'nın kitabında
İmam Rabbani'nin konuyu tam anlamıyla destekleyen ifadelerine
itibar etmesi gerekirdi. İmam Rabbani'nin muteber bir
İslam alimi olduğu ve imani konularda çok önemli bir otorite
ve referans olduğu İslam aleminde tartışma götürmeyen
bir gerçektir. Fakat herhalde İslamoğlu, İmam Rabbani'nin
yazar Harun Yahya tarafından aktarılan izahlarına katılmıyor
ki bu büyük alimin, eleştirdiği konuyu destekleyen açıklamalarını
görmezlikten gelmiştir.
Daha sonra durumu dengelemek için yine
İmam Rabbani'nin de bu görüşü reddettiğini söylemiş ve buna
delil olarak İmam'ın Vahdet-i Vücut görüşünü yanlış anlayarak
şirke sapan kişilere karşı bir eleştirisini vermiştir. İslamoğlu'nun
bu yaklaşımındaki mantık hataları şöyledir:
İslamoğlu'nun "İmam Rabbani'nin bu görüşü
reddetti" derken sözü ettiğini konu, aslında İmam Rabbani'nin
Vahdet-i Vücud düşüncesini yanlış anlayarak sapan ve putperestliği
meşru gören bir takım kişiler hakkında söylediği sözlerdir.
Buna karşılık İmam Rabbani maddenin bir algıdan ibaret olduğunu
her zaman için savunmuştur. Elbette bu gerçeği çarpıtarak
yanlış inançlar geliştiren kişileri eleştirmiştir, ama bu
eleştirileri alıp da "İmam Rabbani maddenin algı olduğunu
reddetti" demek çok büyük bir yanılgı olur.
Örneğin İmam Rabbani, maddenin bir algı
olduğunu savunan, ama bunu yanlış anlayarak inkara düşmüş
olan Eski Yunan sofistlerini de şiddetle eleştirmiştir. Sözkonusu
sofistler "madde kendi kendimize yarattığımız bir algıdır"
demişlerdir. Bu görüş, akli ve ilmi yönlerden saçma ve dinen
de sapkındır. Doğrusu ise maddenin Allah tarafından yaratılan
bir algı olduğudur. İmam Rabbani de Mektubat'ında bu gerçeği
şöyle vurgulamıştır:
Alem için 'mevhum' sözümüz, şu manaya değildir:
'O vehmin yapması ve yontmasıdır.'... Elbette, o sözümüzün
manası şudur: Sübhan Hak, alemi vehim mertebesinde yarattı...
Vehim, oluşu olmayan bir zuhurdan ve vücuddan ibarettir. Bir
noktanın cevelanla (hızla) dönmesinden doğan bir daire misalidir.
Onun da zuhuru vardır, amma vücudu yoktur....
Bu arada, mecnunlar güruhu sofestaiyenin
kail olduğu (söylediği) mevhum ise, bir başkadır. Bunların
kail oldukları (söyledikleri) vehmin icadı ve hayalin yontmasıdır.
İki mana arasında çok fark vardır.31
-
Sayın Mustafa İslamoğlu,
"Evrenin idrakta yer alan algılar bütünü olduğu" yönündeki
açıklamanın, sadece George Berkeley'nin iddialarına dayandırıldığını,
bunun dışında bir kanıt bulunmadığını belirtmiştir.
Bu iddia gerçek dışıdır. "Evren'in idrakta
yer alan algılar bütünü olduğu" tartışılmaz bilimsel bir gerçektir.
Mustafa İslamoğlu kardeşimiz, hangi biyoloji kitabına, hangi
tıp kitabına, hangi anatomi kitabına baksa bunu görecektir.
Yerçekimi ne kadar bilimsel bir gerçekse, tüm maddenin idrakta
algılandığı da o kadar bilimsel bir gerçektir.
Şu veya bu kişinin bunu inkar etmesi, gerçeği
ortadan kaldırmaz. Değil Berkeley, tüm insanlık bunu reddetse,
durum değişmeyecektir: madde zihinde algılanır. Ancak yazar
Harun Yahya önceki sayfalarda yer verdiğimiz cevabında bu
konuyu açıklamış ve "(bu) kitapta, bu konuyu kısmen kavramış
olan Berkeley'den tek bir alıntı yapılmış ve konu çok daha
farklı bir bakış açısıyla anlatılmıştır" diye yazmıştı.
Kaldı ki Berkeley'in fikirlerinden vazgeçtiği
iddiası da gerçekleri yansıtmamaktadır. İslamoğlu bir ansiklopedi
maddesindeki yüzeysel bir açıklama nedeniyle böyle bir fikir
edinmiş olabilir. Fakat gerçekte Berkeley "öznel idealizm"
olarak bilinen ve maddenin bir algı olduğunu savunan görüşlerini
hayatının sonuna dek savunmuştur. Berkeley'in yaşamının bir
döneminde eski fikirlerinde bazı revizyonlar yaptığı ve fikirlerini
geliştirdiği doğrudur, ama hiçbir zaman maddenin algı olduğu
gerçeğini reddetmemiştir. Hatta Berkeley'in en son dönemki
eserlerinde "var olmak, algılamak veya algılanmaktır" anafikri
işlenir. Tüm felsefe kitaplarında "maddenin algı olduğunu
savunan felsefeci" olarak tanıtılan ve bu nedenle asırlardır
pek çok materyalistin kin ve öfkeyle kitaplarında hedef aldıkları
Berkeley'i "fikirlerinden dönmüş bir kişi" olduğunu öne sürmek
herhalde pek inandırıcı olmayacaktır.
-
Sayın Mustafa İslamoğlu
"tek inandırıcı kanıt yok" demektedir. Yazar Harun Yahya'nın
kitabı baştan aşağı kanıtla doludur. Hatta, burada yaptığımız
açıklamalar dahi, maddenin tamamen zihinde algılandığını
kavramak için yeterlidir. Sayın İslamoğlu bu kanıtları
dikkate alır veya almaz, bu kendi tercihidir. Ama ortada
kanıt bulunmadığını söylemek için ya bu konuyu hiç incelememiş
olmak ya da konuya maksatlı yaklaşıyor olmak gerekmektedir.
Öyle ki materyalistler bile maddenin zihinde
algılandığını reddedememektedirler. Aynı Sayın İslamoğlu gibi
"tamam madde zihinde algılanıyor ama zihnin dışında karşılığı
var" iddiasında bulunmaktadırlar. Örneğin, önde gelen materyalist
yazarlardan Alaeddin Şenel, nesnelerin zihinde algılandığını
kabul ettikten sonra "Nesneler insanların beyninin dışında
vardır... Bıçağın görüntüsü, bıçağı kaydırdığımızı gösterdiğinde
doğruyu göstermiştir. Duyduğum acı, akan kan, görüntü değildir"
32 demektedir.
Sayın Mustafa İslamoğlu, konuyu, teosofik
sufizm, İskenderiyeli Filon, Yeni Eflatuncu Sudur Nazariyesi,
İşrak Felsefesi gibi çok geniş kaynaklardan araştırmış ve
sonuçta "algıların zihin dışında karşılığı olan nesneler bulunduğu"nu
kabul ederek Alaeddin Şenel'in çizgisini benimsemiştir. Bu
çizginin Kuran-ı Kerim'de yeri bulunmadığını ve ispatı mümkün
olmayan subjektif bir iddia olmaktan öte bir bilimsel değer
taşımadığını gözönünde bulundurarak, Sayın Mustafa İslamoğlu'nun
düşüncelerini tekrar gözden geçirmesinde yarar bulunduğu kanaatindeyiz.
Birincisi, değil bir teori, hiç bir güç
dinin varoluş nedenini ortadan kaldıramaz. O nedenle hiç bir
müslüman, "bu teori dinin varoluş nedenini ortadan kaldırmaktadır"
gibi, Kuran-ı Kerim'e ve Allah'a karşı saygı sınırlarını aşan
bir ifade kullanmaz. Mustafa İslamoğlu'nun bu fikirlerini
mukaddesatımıza karşı daha saygılı bir üslupla ifade etmesi
yerinde olacaktır.
İkincisi, maddenin bir algılar bütünü olduğu
bir teori değil, bir gerçektir. Teori olan, "dış dünyanın
zihnimizin dışında da var olduğu" iddiasıdır.
Üçüncüsü, maddenin sadece algı olduğu gerçeği,
dini değil materyalizmi ortadan kaldırmaktadır. Nitekim, materyalizmin
Türkiye'deki önde gelen savunucularından Rennan Pekünlü, bu
açıklamanın materyalizmin tüm kültür dokusunu tahrip ettiğini
itiraf etmiştir. Aylardan beri, komünistiyle, bölücüsüyle,
evrimcisiyle, tüm materyalistlerin paniğe kapılmalarının ve
yayınlarında Harun Yahya'ya hakaretlerle saldırmalarının nedeni
de budur.
Materyalistlerin "madde mutlak değildir"
gibi bir görüşten rahatsız olmalarının nedenini anlamak mümkündür.
Ama Mustafa İslamoğlu'nun bu görüşten neden rahatsız olduğunu
anlamak mümkün değildir.
-
Maddi dünyanın
bir algı olduğu gerçeği, imtihan sırrını, sorumluluğu
ortadan kaldırmaz. Madde algı da olsa, gerçekten var da
olsa, yine Allah'ın haram kıldığı fiiller haram, helal
kıldığı fiiller helaldir.
Aynı şekilde Allah'ın emirleri de, kainat
gerçek de olsa, algı da olsa aynıdır. Namaz, oruç, hac gibi
müminlere farz kılınmış ibadetlerin hepsi de yine farzdır.
Maddenin bir algı olduğunun anlaşılması, bu ibadetlerin yerine
getirilmesini engellemez. Örneğin zekat vermek Allah'ın bir
emridir. Verdiğimiz zekatın maddesinin, bu zekatı kendilerine
verdiğimiz kişilerin ya da bu zekatı veren ellerimizin algı
olması, bu farzın yerine getirilmesine mani değildir.
Nitekim maddenin bir algı olduğu gerçeği,
insanların Allah'a olan imanlarının ve yakınlıklarının artmasına
bir vesile olması için anlatılmaktadır. Maddeyi mutlak varlık
sayarak Allah'ı inkar eden materyalist felsefe bu gerçek karşısında
çaresiz kalmaktadır. Allah'ın her şeyi kuşattığı ve insana
şah damarından daha yakın olduğu gibi Kuran'da haber verilen
gerçekler, yine bu gerçekle gerektiği gibi kavranabilmektedir.
"Cennet ve cehennem nasıl yaratılacak" gibi sorular da yine
bu gerçeğin anlaşılmasıyla kendiliğinden cevaplanmaktadır.
Bu iddia da diğerleri gibi yanlıştır. Yazar
Harun Yahya, Kuran-ı Kerim ayetlerini, bunların Kuran metninin
içinde taşıdıkları manaları koruyarak aktarmıştır. Harun Yahya'nın
kitabında en küçük bir çarpıtma dahi bulunmamaktadır. Nitekim
Sayın Mustafa İslamoğlu da iddialarına kanıt teşkil edebilecek
tek bir örnek dahi gösterememiştir.
-
Sayın Mustafa İslamoğlu'nun
eleştirilerinde halisane olduğuna inanıyoruz. Bu kardeşimiz,
kendisine örnek aldığı Yunan filozof Platon gibi, gerçeği
hocalarından daha çok sevdiği için kendince doğru bildiklerini
açıkça yazmaktadır. Dolayısıyla Sayın İslamoğlu'nun, vicdani
vazifemiz olarak burada aktardığımız cevaplarımızı kardeşçe
hatırlatmalarımız olarak karşılayacağına inanıyoruz.
Gerçek Allah İnancı
Harun Yahya'nın "Maddenin Ardındaki Sır"
konusuyla açıkladığı asıl gerçek, tek mutlak varlığın Allah
olduğu gerçeğidir. Bu gerçeğin kavranması, gerçek Allah inancının
elde edilmesi açısından son derece önemlidir. Bu nedenle tarihteki
pek çok İslam büyüğü de bu konuya dikkat çekmiş ve tüm maddi
evrenin gerçekte "vehim mertebesi"nde, yani algı düzeyinde
yaratıldığını vurgulamıştır.
Bu konu üzerinde detaylı yorumlar yapan İslam
alimlerinden biri, "hicri bininci asrın müceddi" sayılan ve
asırlardır tüm İslam dünyasının büyük saygısını kazanmış olan
İmam Rabbani'dir. İmam Rabbani, Mektubat adlı eserinde bu konuyla
ilgili çok detaylı izahlarda bulunmaktadır. İmam Rabbani Allah'ın
kainatı "his ve vehim mertebesinde", yani algı derecesinde yarattığını
şöyle açıklamaktadır:
"Var olan Allah idi, onunla bir şey yoktu.
Vaktaki, saklı kemalatının zuhura gelmesini
murad etti(açığa çıkmasını istedi); isimlerinden her birine
bir mazhar (görünme yeri) talep etti. Ta ki, o mazhara, kemalatını
tecelli ettire. Onun vücud mazhariyetini ve tevabiini ise, ademden
(yokluktan) başka bir şey kabul etmedi. Çünkü... vücudun (varlığın)
mukabili ve mübayini (tersi), yalnız ademdir (yokluktur).
Mana üstte anlatıldığı gibi olunca, Sübhan
Hak, kemal-i kudreti ile, adem (yokluk) aleminde isimlerden
her bir isim için mazharlardan bir mazhar tayin etti. Ve onu,
his ve vehim (algı) mertebesinde yarattı. Hem de dilediği vakitte
ve istediği şekilde... Alemin sübutu (sabitliği), his ve vehim
mertebesinde olup hariç mertebede değildir... Hariçte (dışarıda)
dahi, yüce Vacib Zat'ın (Allah'ın) zat ve sıfatlarından başkası
da sabit ve mevcud olmaya..."33
İmam Rabbani, bir başka mektubunda ise, tüm
maddi alemin sadece vehim mertebesinde yaratılmış olduğunu bir
kez daha şöyle vurgular:
Yukarıda şöyle bir cümle kullandım: 'Sübhan
Hak'kın halkı (Allah'ın yaratışı), his ve vehim mertebesindedir.'
Bunun manası şu demeye gelir: 'Allah-u Teala, eşyayı öyle bir
mertebede yaratmıştır ki, o mertebede eşya için his ve vehimden
gayrı bir yerde sübut (sabitlik) ve husul (varlık) yoktur.34
Dikkat edilirse, İmam Rabbani, bizim gördüğümüz
alemin, yani tüm mahlukatın "vehim mertebesinde", yani algı
düzeyinde yaratıldığını özellikle vurgulamaktadır. Bu vehim
mertebesindeki alemin dışında (hariçte) ise sadece Allah'ın
Zatı vardır. Gerçekte bu "dışta" (hariçte) kavramı da farazi
bir kavramdır; çünkü bir vehmin vücudu yoktur, hacim kaplamaz.
İmam Rabbani, "eşyanın" (yani şeylerin, tüm maddelerin) hariçte
bir varlığı olmadığını şöyle anlatır:
Hariçte Yüce Hak'tan başka mevcut değildir...
Belki de şanı büyük Allah'ın yaratması ile vehim mertebesinde
sübut (sabitlik) bulmuştur.... Eşya, hariçte nasıl kendisinin
vücudu olmayan bir şey ise, hariçte onun gözükmesi dahi, kendi
renksizliği iledir... Eğer onun için bir görüntü sabit olur
ise, o vehim mertebesindedir. Eğer onun bir sübutu (sabitliği)
var ise, o dahi, yüce Allah'ın vehim mertebesindeki sanatı iledir.
Hulasa, onun sabitliği ve görüntüsü tek mertebede olmaktadır.
Sübutu bir yerde, görüntüsü dahi ayrı bir yerde değildir...
Onun hariçte bir nişanı yoktur ki, orada görünür ola... 35
Maddenin Aslının Anlaşılması Zorunludur
Görüldüğü gibi, maddenin bir algıdan ibaret
oluşu, büyük İslam alimleri tarafından da haber verilmiş çok
önemli bir gerçektir. Ancak tarihte bu konu hiç bir zaman geniş
kitlelere ulaşmamış, hep sınırlı sayıda insanın bilgisi dahilinde
kalmıştır. İçinde yaşadığımız çağda ise, söz konusu gerçek,
bilimin ortaya koyduğu kanıtlarla açıklanır hale gelmiş bulunmaktadır.
Maddesel evrenin bir algılar dünyası olduğu gerçeği, dünya tarihinde
ilk kez bu denli açık ve anlaşılır bir biçimde izah edilmektedir.
Bu nedenle herkesin bu konu üzerinde düşünmesi
gerekir. En başta da müslümanların bu konuya büyük önem vermeleri
gerekmektedir. Çünkü "maddenin aslı" ile ilgili bu gerçeklerin
anlaşılması, gerçek Allah inancının elde edilmesi açısından
çok önemlidir. Çünkü aksi takdirde maddenin mutlak gerçek sayılması
gündeme gelecek ve ya Allah'ı inkar eden materyalist felsefe
veya çarpık Allah inançları gelişecektir.
Materyalistler "madde tek mutlak varlıktır
ve Allah yoktur" demektedirler. Biz ise "tek mutlak varlık Allah'tır,
madde ise O'nun yarattığı bir algıdan ibarettir" demekteyiz.
Maddesel varlıklar birer algı olduklarına göre, hiç bir güçleri
yoktur. Tüm güç, maddeyi her an yaratmakta olan Allah'a aittir.
İslam'ın temeli olan "La İlahe İllallah" yani "Allah'tan başka
ilah yoktur" hükmünün asıl manası da budur. Maddenin Ardındaki
Sır'rın kavranması, işte bu asıl mananın kavranmasını sağlayacağı
için çok önemlidir. Bu gerçeğin kavranmasının derin iman ve
ilim sahibi kişilere mahsus olduğu bir ayette şöyle belirtilir:
Allah, gerçekten kendisinden başka ilah
olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O'ndan
başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. Aziz ve Hakim
olan O'ndan başka ilah yoktur. (Al-i İmran Suresi, 18)
Maddenin bir algı olduğuna inanmak istemeyen
ve bu gerçeğe karşı tavır alan bir kimse ise, materyalistlerle
aynı görüşü savunmuş olur. Eğer bu kimse Allah'a inanıyor olsa
da, sahip olduğu Allah inancı çarpık olacaktır.
Nitekim bir kısım yazarların kitaplarına
bakıldığında bu çarpık inancın ifadeleri açıkça görülebilir.
Bu kitaplarda Allah (Allah'ı tenzih ederiz) soyut bir varlık
gibi anlatılmakta ve bu yönde örnekler verilmektedir. Örneğin
bu tür kitaplardan birinin yazarı, "insan aklını görebilir mi,
göremez. İşte Allah akıl gibidir, görünmez" demektedir. Yine
başka bazı örneklerde Allah (Allah'ı tenzih ederiz) radyo dalgaları
gibi, radyasyon gibi bir mahiyete sahip olarak anlatılmaktadır.
Bu gibi örnekler veren kişiler, kendilerini ve tüm diğer maddi
alemi "mutlak" sanmış, Allah'ı ise (Allah'ı tenzih ederiz) soyut
bir varlık olarak tasavvur etmiş olurlar. Oysa Allah gerçeğin
ta kendisidir, hayal olanlar ise kendileridir. Kendi bedenleri,
oturdukları evleri, yazdıkları kitapları, gazetelerdeki köşeleri
algı mertebesindedir, ancak Allah tüm bunları yaratmakta olan
yegane mutlak varlıktır.
Bu çarpık Allah inancının temelinde, maddeyi
mutlak sanma aldanışı yatmaktadır. Bu aldanış tarih boyunca
insanları Allah'ın gerçek dininden ayırmıştır. Materyalizm bu
aldanışın sonuçlarından biridir. Aynı şekilde putperest dinler
de yine maddenin mutlak gerçek sanılması nedeniyle doğmuştur.
Putperestliğin temelinde, gözle görülen varlıkları mutlak sayma,
gözle görülemeyenleri ise reddetme mantığı yatar. Bu nedenle
putperestler kendilerine taştan, tahtadan, yani maddeden ilahlar
yapmışlardır. Hz. Musa'ya karşı "Ey
Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız" diyerek
isyan eden Yahudiler de aynı aldanışla sapmışlardır. (Bakara
Suresi, 55)
Maddenin bir algı olduğunun anlaşılması,
tüm bu sapkın düşünceleri temelinden çökertmektedir. Bu nedenle
her müslümanın bu konu üzerinde derinlemesine düşünmesi, bu
konuyu kavramaya çalışması gerekmektedir. Materyalistler de
bu konu üzerinde düşünmeli, ne kadar büyük bir yanılgı içinde
olduklarını görmeli ve kendi kendilerini kandırmaktan vazgeçmelidirler.
İnsanlık, gözlerinin önünü örten büyük aldanıştan
kurtulmalı, kendisinin aslında sadece bir "gölge varlık" olduğunu
kavramalı ve yegane mutlak varlık olan Aziz ve Hakim olan Allah'a
teslim olmalıdır. Allah'ın sonsuz kudreti, bir ayette şöyle
açıklanmaktadır: Allah... O'ndan
başka ilah yoktur. Diridir, kâimdir. O'nu uyuklama ve uyku
tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmaksızın
O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini
ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında,
O'nun ilminden hiç birşeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü,
bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması
O'na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi,
255)
31- İmam Rabbani, Mektubat-ı Rabbani,
480. Mektub, çev. Abdulkadir Akçiçek, Çile yayınevi, 1983, s.
543, 545)
32- Bilim ve Ütopya, Aralık 1998
33- Mektubat-ı Rabbani, 470. Mektup, çev. Abdulkadir Akçiçek,
Çile yayınevi, 1983, s. 517-18
34- Mektubat-ı Rabbani, 357. Mektup, s. 163
35- Mektubat-ı Rabbani, 470. Mektup, s. 519
|
|
|