|
| |

Materyalist çevrelerin yazar
Harun Yahya'nın eserlerinde geniş yer verdiği "Maddenin
Ardındaki Sır" konusuyla ilgili itirazlarına benzer itirazlar,
materyalizmle hiçbir bağlantısı olmayan bir çevreden daha
gelmektedir.
Bu itirazlardan birine
yazar Harun Yahya'nın verdiği cevabı okuyucularımıza aktarmayı
son derece elzem görmekteyiz.
Akit Gazetesi
20 Eylül 1999 Tarihli Köşe Yazısındaki Yanılgılara Harun
Yahya'dan Bir Cevap
Akit gazetesinin köşe
yazarlarından Sayın Mustafa İslamoğlu, 20 Eylül 1999 tarihli
"Çuvaldızı Kendimize Batırmak" başlıklı yazısında, Allah
Akılla Bilinir isimli kitabımızı konu edinmiştir.
|
| İslamoğlu, bu kitapta anlatılan
konuları "facia" olarak nitelendirmiş ve ısrarlı bir dille eleştirmiştir.
Elbette her Müslümanın bir diğerine tavsiyede
bulunması, birbirine yapıcı eleştirilerde bulunması doğru
ve meşru bir harekettir. Ancak eğer eleştiriler bu yapıcı
niyetin dışına çıkarsa ve bir yandan da doğru olmayan bir
takım tahlillere, çarpıtılarak kullanılan alıntılara dayandırılırsa,
bu tavır yanlış olur. Bu yanlışlığı eleştirmek ise yine Kurani
bir vazifedir.
Bu itibarla, Sayın Mustafa İslamoğlu'nun
yazısında bazı önemli yanılgılar ve hatalar olduğunu belirtmek
gerekmektedir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
1) Mustafa İslamoğlu, bir okuyucusunun
mektubundan yaptığı alıntıda, "konu evrim teorisi gibi çoğu
müslümanın-nedense-hayati bir mevzu olarak gördüğü bir konu
olunca ilgiyi cezbetti" cümlesini kullanmıştır. Bu cümleden
evrim teorisinin önemli bir konu olmadığını düşündüğü anlaşılmaktadır.
Oysa Sayın İslamoğlu eğer konuyu biraz daha yakından incelerse,
bu düşüncenin büyük bir yanılgı olduğunu görecektir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, bir insanın
dünyasını ve ahiretini etkileyecek olan en önemli konu, imandır.
İman, yani Allah'ın varlığına, birliğine ve bizim Allah'ın
kulları olduğumuza inanmak, İslam'ın temelidir. Bir Müslümanın
yapacağı en büyük hizmet ise, toplumun imanını kurtarmaya
ve imanı yok etmeye çalışan fikir cereyanlarına karşı fikri
alanda mücadele etmektir. Bu fikir cereyanlarının başında
ise, Bediüzzaman'ın "maddiyyun ve tabiyyun felsefeleri" diyerek
ısrarla dikkat çektiği materyalist felsefe ve Darwinizm gelir.
Darwinizm, insanın ve canlıların Allah tarafından yaratıldıkları
gerçeğini reddetmek amacıyla ortaya atılmış bir yalandır ve
140 yıldır da sayısız insanın inkara düşmesine neden olmuştur.
Darwinizm'in bir yalan olduğunun topluma anlatılması da, elbette
ki önemli bir iman hizmetidir.
Dolayısıyla, Sayın İslamoğlu'nun evrim
teorisine karşı yürütülen fikri mücadeleyi önemsiz gibi göstermeye
çalışan ifadeler kullanması, büyük bir imani hizmete karşı
tavır almak anlamına gelecektir. Elbette bu hizmet bu gibi
girişimlerden hiç bir şekilde etkilenmeden devam edecektir,
ancak hayırlı bir faaliyeti bu şekilde eleştirmek, eleştiri
sahiplerini mahçup edebilir.
2) Sayın İslamoğlu Allah Akılla Bilinir
kitabında anlatılan iman hakikatlerinden de alaycı bir üslupla
söz etmektedir. "Kitap Allah'ı akılla ispatlayacak ya, göklerdeki
ve yerdeki delillere dikkat çekiyor; bal arılarına, sivrisinekteki
tasarıma, ağaçkakana, kuş tüylerindeki tasarıma, dağların
görevine, parmak izinin görevine" diye yazmaktadır.
Ancak İslamoğlu'nun küçümser bir dille
söz ettiği bu konular, Allah'ın Kuran'da dikkat çektiği ve
üzerlerinde düşünülmesini buyurduğu önemli iman hakikatleridir.
Pek çok ayette canlılar ve bunların yaratılışı hakkında düşünülmesi
emredilmektedir. İslamoğlu'nun saydığı konuların çoğu da ayetlerde
doğrudan vurgulanmaktadır. Bal arıları, Kuran'ın "Balarısı"
anlamına gelen Nahl Suresi'nin 68. ve 69. ayetlerinde anlatılmakta
ve sonra da "Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten
bunda bir ayet vardır" buyurulmaktadır. Aynı şekilde sivrisinek
Bakara Suresi 26. ayette belirtilmekte ve Allah'ın önemli
bir örneği olduğu vurgulanmaktadır:
Şüphesiz Allah, bir sivrisineği de, ondan
üstün olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten çekinmez.
Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir
gerçek olduğunu bilirler; inkâr edenler ise, "Allah,
bu örnekle neyi amaçlamış?" derler. (Oysa Allah,) Bununla
birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak O,
fasıklardan başkasını saptırmaz. (Bakara Suresi, 26)
Aynı şekilde dağlar Lokman Suresi 10. ayette;
kuşlar Mülk Suresi 19. ayette; parmak uçları ise Kıyamet Suresi
4. ayette birer tefekkür konusu olmak üzere belirtilmektedir.
Mustafa İslamoğlu'na yakışacak olan tavır,
bu konuları hafife almak yerine, her bilinçli müslüman gibi,
bu konular üzerinde düşünmek, Allah'ın kusursuz yaratışının
delillerini tefekkür etmektir. Eğer "bana antipatik gelen
ismini okuyunca gayrı ihtiyari tebessüm ettim" diye söz ettiği
Allah Akılla Bilinir kitabını biraz daha dikkatli bir gözle
incelerse, belki o kitaptaki izahların da Allah'ın emrettiği
bu tefekkürün örnekleri olduğunu görebilir.
3) Sayın Mustafa İslamoğlu'nun Allah Akılla
Bilinir kitabının en çok eleştirdiği kısmı ise, kitapta yer
alan "Maddenin Ardındaki Sır" bölümüdür.
Mustafa İslamoğlu, bu bölümde anlatılan
ve maddesel dünyanın gerçekte bir vehim olduğu yönündeki izahlara
karşı çıkmaktadır. Dahası, bu izahların eski Yunan sofistlerine
ait olduğunu, bu izahlar kabul edildiğinde haram ve helal
kavramlarının kalmayacağını, hak ve batılın birbirine karışacağını
iddia etmektedir
Sayın İslamoğlu bu konuda da yanılmaktadır.
Öncelikle Allah Akılla Bilinir kitabında anlatılan hakikat,
Eski Yunan felsefecilerinden ya da bir başka İslam dışı kaynaktan
gelen bir fikir değildir. Aksine, tarihte pek çok İslam büyüğü
aynı hakikati bizzat müşahade etmiş ve eserlerinde açıklamıştır.
İslamoğlu bu konudaki bilgileri gözardı etmiş görünmektedir,
ancak "bininci asrın müceddidi" olan İmam Rabbani, Mektubat
adlı eserinde şöyle yazmıştır:
Allah... yarattığı varlıkların vücutlarını
yokluktan başka bir şey yapmadı... Tüm bunları, his ve vehim
derecesinde yarattı... Alemin varlığı his ve vehim derecesinde
olup, maddi derecede değildir... Gerçek manada dışarıda (dış
dünyada) Yüce Zat'tan (Allah'tan) başkası yoktur.29 (İfadeler
Türkçeleştirilerek alınmıştır.)
İmam Rabbani insanın muhatap olduğu tüm
görüntülerin birer hayalden ibaret olduğunu, "dışarıda" bir
aslının bulunmadığını da açıkça ifade etmiştir:
O mevhum daire, hayalde resmedilir. O resmedildiği
mertebede de görülür. Ama hayal gözü ile. Fakat dışarıda baş
gözü ile görüldüğü sanılır. Ne var ki durum öyle değildir.
Dışarıda onun ne ismi vardır ne de izi. Evet böyle bir durum
yoktur ki orada, görülsün. Aynaya yansıyan bir kişinin yüzü
dahi, bu şekil üzeredir. Zira onun dışarıda bir sabitliği
yoktur. Elbette onun sabitliği ve görüntüsü: Her ikisi birden
HAYALDEDİR. En iyi bilen Sübhan Allah'tır.30 (İfadeler Türkçeleştirilerek
alınmıştır.)
Mevlana Cami de Kuran'ın işaretleri ve
akıl yoluyla bulduğu bu hayret verici gerçeği "kainatta ne
varsa hepsi vehim ve hayaldir. Ya aynalardaki akislerdir,
ya da gölgeler gibidir" diyerek dile getirmiştir.
Aynı hakikat "Şeyhi Ekber" Muhyiddin Arabi
tarafından da çok tafsilatlı olarak izah edilmiştir. İmam
Gazali'nin eserlerinde de benzeri izahlar bulunmaktadır. Elbette
ki bu alimlerin hiç biri, haram ve helal kavramlarını yok
etmemiş, hakkı batılla bir tutmamıştır. Çünkü maddi dünyanın
bir vehim olduğu gerçeği, imtihan sırrını ortadan kaldırmaz.
Madde vehim de olsa, gerçekten var da olsa, yine Allah'ın
haram kıldığı fiiller haram, helal kıldığı fiiller helaldir.
Dolayısıyla Sayın Mustafa İslamoğlu'nun
"Allah Akılla Bilinir kitabında maddenin bir vehim olduğu
söyleniyor, böylece haram ve helal yok ediliyor" gibi bir
eleştiride bulunması, son derece dayanaksızdır. Kitapta böyle
bir yorum yapılmadığına ve böyle bir yoruma açık kapı da bırakılmadığına
göre, böyle bir eleştiri getirmek yersizdir.
Sayın İslamoğlu bizce Allah Akılla Bilinir
kitabında maddenin aslı konusunda anlatılan gerçekleri biraz
daha tarafsız bir gözle bir kez daha incelemelidir. O durumda,
hayatı boyunca beynindeki duyu merkezlerinin dışına hiç çıkmamış
bir insanın, "dışarıdaki alem tam olarak benim gördüğüm gibidir"
demesinin ve bu konuda ısrarcı olmasının gerçekte komik bir
tavır olacağını fark edebilir.
4) Sayın Mustafa İslamoğlu'nun eleştirilerinde
dikkati çeken bir diğer nokta, bazı bilgileri ne yazık ki
istemeden de olsa çarpıtarak kullanmış olmasıdır. Örneğin
Maddenin Ardındaki Sır bölümünde anlatılan gerçeklerin temelinin,
Hıristiyan felsefeci George Berkeley'e dayandırıldığını söylemektedir.
Oysa kitapta, bu konuyu kısmen kavramış olan Berkeley'den
tek bir alıntı yapılmış ve konu çok daha farklı bir bakış
açısıyla anlatılmıştır.
Mustafa İslamoğlu'nun yazısındaki bir diğer
ilginç nokta, Maddenin Ardındaki Sır bölümündeki izahları
çelişkili gibi gösterebilmek için, bir alıntıyı anlamından
farklı olarak kullanmasıdır. İslamoğlu, önce bu bölümün başında
yer alan "burada anlatılanlar kesin bir gerçektir" ifadesini
almakta, daha sonra ise ilerleyen sayfalardan aldığı "(bu
görüşler)... günümüzde bilimsel olarak kanıtlanıyor gibidir"
ifadesini aktarmaktadır. Bu iki ifadenin çelişkili olduğunu
iddia ederken de "yazar bir yaprak sonra bu kadar emin değil
gibi konuşuyor" demektedir. Oysa İslamoğlu'nun aktardığı ikinci
ifade, bizim kendi sözlerimiz değildir. Bu ifade, Frederick
Vester adlı düşünürden yapılmış bir alıntıdır ve gerçekte
materyalist eğilimli olan böyle bir kişinin bile maddenin
aslı ile ilgili gerçekleri istemeden de olsa kabul ettiğini
göstermek maksadıyla aktarılmıştır.
Elbette Sayın Mustafa İslamoğlu ya da bir
başkası, çalışmalarımızı eleştirebilir, hatalı bulduğu yönleri
belirtebilir. Ama ortada bir çelişki yokken kasıtlı olarak
çelişki izlenimi uyandırmaya çalışmak, doğru bir hareket değildir.
5) Sayın Mustafa İslamoğlu, bu gibi yanlış
varsayımlara dayanan eleştirilerinin ardından, bir de bizi
kast ederek "(bu kişilere) kim, ne zamandan beri ıIsbat-ı
vacip ihalesini verdi" diye sormaktadır.
Isbat-ı Vacib, Allah'ın varlığını ispat
demektir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, böylesine mukaddes
bir vazife için "ihale" gibi basit bir kelimenin kullanılması
son derece yakışıksız olur.
Isbat-ı vacip vazifesini müslümanlara veren
ise, bizzat Allah'tır. Allah, müslümanları "tebliğ" vazifesi
ile görevlendirmiştir. Allah'ın varlığını, birliğini, ahiretin
hak olduğunu, Kuran ahlakını tebliğ etmek, her müslümanın
üzerine farzdır. Bu mukaddes vazifeye, Allah'ın varlığını
inkar edip, ateizmi yaymaya çalışan fikir cereyanlarına karşı
cevap vermek de dahildir. Biz ise, bu farzı yerine getirmek
ve sadece Allah'ın rızasını istemek için ısbat-ı vacib görevini
üstlendik. Bu görev sırasında karşılaşacağımız kınamalardan
ise, Kuran'daki "kınayıcının
kınamasından korkmayan bir topluluk" (Maide Suresi, 54)
tarifi doğrultusunda, hiç bir şekilde etkilenmeyiz.
Aynı görev, Sayın Mustafa İslamoğlu'nun
ve tüm diğer müslümanların da görevidir. Allah'ın açıkça inkar
edildiği, maddiyun ve tabiyyun felsefelerinin insanlığı dalalete
düşürdüğü böyle bir zamanda, her müslüman bu görevi aşkla
üstlenmeli ve bir diğerine de destekçi ve yardımcı olmalıdır.
6) Sayın Mustafa İslamoğlu'nun yazısında
kullanmış olduğu bazı tabirler de bizim kanaatimizce yakışıksız
durmaktadır. Üstte belirttiğimiz "ihale" teriminin yanısıra,
Allah Akılla Bilinir kitabını eleştirirken, bu kitapta yer
alan Kuran ayetleri hakkında kullanmış olduğu "Allah'ın ayetleri
kitabın arasına sos olarak serpiştirilmiş" şeklindeki ifade
de Kuran ahlakına uygun değildir. Bir Müslüman olarak kendisine
bu konuda daha titiz olmasını tavsiye etmek görevimizdir.
Unutulmamalıdır ki, Kuran ayetleri ve Kuran'da bildirilen
her türlü imani konu hakkında son derece saygılı ve ölçülü
bir üslup kullanmak, Allah korkusunun önemli bir alametidir.
Kanaatimizce, Sayın Mustafa İslamoğlu'nun
bundan sonraki yazılarında tüm bu hususları dikkate alması
yerinde olacaktır.
29- İmam Rabbani Hz. Mektupları, Cilt
II, 357. Mektup, s. 163
30- İmam Rabbani Hz. Mektupları, Cilt II, 470. Mektup, sf.1432
|
|
|