İnsanlık tarihi boyunca
materyalist düşünce hep var oldu ve bu kişiler kendilerinden
ve savundukları felsefeden çok emin bir şekilde, kendilerini
yaratmış olan Allah'a baş kaldırdılar.
Ortaya attıkları
senaryoya göre madde ezeli ve ebediydi ve tüm bunların
bir Yaratıcı'sı olamazdı. Yalnızca kibirlerinden dolayı,
Allah'ı reddederlerken var zannettikleri maddenin ardına
sığındılar. Bu felsefeden öylesine eminlerdi ki, hiçbir
zaman bunun aksini ispatlayacak bir açıklama getirilemeyeceğini
düşünüyorlardı.
İşte bu yüzden,
maddenin aslı ile ilgili olarak bu kitapta anlatılan
gerçekler bu kişileri büyük bir şaşkınlığa düşürmüştür.
Çünkü burada anlatılanlar felsefelerini temelden yıkıp
atmış, üzerinde tartışmaya dahi imkan bırakmamıştır.
Tüm düşüncelerini, hayatlarını, kibirlerini ve inkarlarını
üzerine bina ettikleri madde, ellerinden bir çırpıda
uçup gitmiştir. Madde yoktur ki maddecilik olsun.
Allah'ın bir sıfatı, inkarcılara
tuzak kurmasıdır. "...Onlar
bu tuzağı tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir
karşılık) kuruyordu. Allah, düzen kurucuların (tuzaklarına
karşılık verenlerin) hayırlısıdır" (Enfal Suresi,
30) ayetiyle bu gerçek bildirilir.
İşte Allah, maddeyi
var zannettirerek materyalistleri tuzağa düşürmüş ve
tarihte benzeri görülmemiş şekilde küçültmüştür. Mallarını,
mülklerini, mevkilerini, ünvanlarını, içinde bulundukları
toplumu, tüm dünyayı ve aslında birer hayalden ibaret
olan her şeyi var sanmışlar, üstelik bunlara güvenerek
Allah'a karşı büyüklenmişlerdir. Böbürlenerek Allah'a
isyan etmiş ve inkarda ileri gitmişlerdir. Bunları yaparken
de güç aldıkları tek şey madde olmuştur. Ama öyle bir
anlayış eksikliği içine düşmüşlerdir ki, Allah'ın kendilerini
çepeçevre sarıp kuşattığını hiç düşünmemişlerdir. Allah
inkarcıların anlayışsızlıkları sonucunda düşecekleri
durumu Kuran'da şöyle haber vermiştir:
Yoksa hileli-bir
düzen mi kurmak istiyorlar? Fakat (asıl) o inkar edenler
hileli-düzene düşecek olanlardır. (Tur Suresi, 42)
Bu, belki de tarihin
gördüğü en büyük yenilgidir. Materyalistler kendilerince
büyüklenirken, aslında büyük bir oyuna gelmişler, Allah'a
karşı çirkin bir cesaret göstererek açtıkları savaşta
kesin olarak yenilmişlerdir.
"Böylece biz,
her ülkenin önde gelenlerini -orada hileli-düzenler
kursunlar diye- oranın suçlu günahkarları kıldık. Oysa
onlar, hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun
şuuruna varmazlar" (Enam Suresi, 123) ayeti
Yaratıcı'larına baş kaldıran bu gibi inkarcıların nasıl
bir şuursuzluk içinde olduklarını ve nasıl bir sonla
karşılaşacaklarını en açık şekilde haber verir.
Bir başka ayette
ise bu gerçek şöyle vurgulanır:
(Sözde) Allah'ı
ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini
aldatıyorlar ve şuurunda değiller. (Bakara Suresi, 9)
İnkarcılar kendilerince
tuzak kurmaya kalkışırlarken ayetteki "şuuruna varmazlar"
ifadesiyle açıklandığı gibi, çok önemli bir gerçeği
fark edememişlerdir: Yaşadıkları tüm olayların onlara
algılatılan birer hayal olduğu ve işledikleri her fiil
gibi, kurdukları tuzakların da zihinlerinde oluşan bir
görüntüden ibaret olduğu gerçeğini... Bu kavrayışsızlıkları
sebebiyle de, Allah ile yalnız olduklarını unutarak
kendi kendilerini hileli bir düzene düşürmüşlerdir.
Her dönemde olduğu
gibi bu dönemde de Allah inkarcıların tüm hileli düzenlerini
temelinden yıkacak bir gerçekle onları yüz yüze getirmiştir.
Allah "...hiç şüphesiz,
şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır" ayetiyle, bu düzenlerin
daha ilk kuruldukları anda sonuçlarının yıkım olacağını
da haber vermiştir. (Nisa Suresi, 76)
Ve müminleri de "...onların
hileli düzenleri size hiçbir zarar veremez." ayetiyle
müjdelemiştir. (Al-i İmran Suresi, 120)
Allah bir başka
ayetinde, "inkar edenlerin işleri bir seraba benzer,
susayan onu bir su sanır, Nihayet ona ulaştığında bir
şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur..." diye haber
verir. (Nur Suresi, 39) Materyalizm de bu ayette işaret
edildiği gibi, isyan edenler için bir "serap" oluşturur;
ona güvenerek ellerini uzattıklarında, herşeyin bir
hayalden ibaret olduğunu anlarlar. Allah onları böyle
bir serapla kandırmış, bütün bu algılar bütününü var
gibi göstermiştir. "Koskoca" insanlar, profesörler,
astronomlar, biyologlar, fizikçiler, ünvanları, mevkileri
her ne olursa olsun maddeyi kendilerine ilah edinmeleri
sebebiyle bu oyuna gelmişler, birer çocuk gibi aldanmış
ve küçük düşmüşlerdir. Bir algılar bütününü mutlak sanarak
onun üzerine felsefelerini, ideolojilerini kurmuşlar,
hakkında ciddi tartışmalara girmişler, sözde "entellektüel"
anlatımlar kullanmışlardır. Tüm bunlardan dolayı da
kendilerini çok akıllı saymışlar, evrenin gerçeği hakkında
fikir yürütebileceklerini düşünmüşler ve en önemlisi
kendi sınırlı akıllarıyla Allah'ı yorumlayabileceklerini
sanmışlardır. Allah, onların içine düştükleri bu durumu
bir ayetinde şöyle bildirir:
Onlar (inanmayanlar)
bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen
kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır. (Al-i
İmran Suresi 54)
Dünyada bazı tuzaklardan
kurtulmak mümkün olabilir; ancak Allah'ın inkar edenlere
kurduğu bu tuzak öyle sağlamdır ki, asla bir kurtuluş
imkanları kalmamıştır. Ne yaparlarsa yapsınlar, kime
başvururlarsa vursunlar, kendilerini kurtaracak, Allah'tan
başka bir yardımcı bulmaları da mümkün değildir. Allah'ın
Kuran'da haber verdiği gibi, "...kendileri
için Allah'tan başka bir (vekil) koruyucu dost ve yardımcı
bulamayacaklardır." (Nisa Suresi, 173)
Materyalistler
böyle bir tuzağa düşeceklerini hiç beklemiyorlardı.
20. yüzyılın bütün imkanları ellerindeyken rahatça inkarda
diretebileceklerini ve insanları da inkara sürükleyebileceklerini
sanıyorlardı. Allah inkarcıların tarih boyunca taşıdıkları
bu zihniyeti ve uğradıkları sonu Kuran'da şöyle haber
vermiştir:
Onlar hileli
bir düzen kurdu. Biz de onların farkında olmadığı bir
düzen kurduk. Artık sen, onların kurdukları hileli düzenin
uğradığı sona bir bak; biz, onları ve kavimlerini topluca
yok ettik. (Neml Suresi, 50-51)
Ayetlerde anlatılan
gerçeğin bir anlamı da şudur: Materyalistlere sahip
oldukları her şeyin bir hayalden ibaret olduğu açıklanmış,
yani ellerindeki her şey topluca yok edilmiştir. Ve
onlar, var zannettikleri mallarının, fabrikalarının,
altınlarının, dolarlarının, çocuklarının, eşlerinin,
dostlarının, makam ve mevkilerinin, hatta kendi bedenlerinin
ellerinin arasından kayıp gittiğine şahitlik ederken,
bir anlamda "yok olmuşlardır". Madde olmaktan çıkmış
artık birer ruh haline gelmişlerdir.
Kuşkusuz bu gerçeğin
farkına varmak materyalistler için olabilecek en dehşet
verici olaydır. Çünkü sahip oldukları her şeyin bir
hayalden ibaret olması, kendi tabirleri ile onlar için
henüz dünyadayken, "ölmeden bir ölüm" hükmündedir.
Bu gerçekle birlikte,
bir Allah, bir de kendileri kalmıştır. Nitekim Allah,
"kendisini tek olarak (ve yapayalnız)
yarattığım (şu adam)ı Bana bırak" ayetiyle, her insanın
Kendi katında aslında yapayalnız olduğu gerçeğine dikkat
çekmiştir. (Müddessir Suresi, 11)
Bu olağanüstü gerçek daha pek çok ayetle haber verilmiştir:
Andolsun,
sizi ilk defa yarattığımız gibi (bugün de) 'teker teker,
yapayalnız ve yalın (bir tarzda)' bize geldiniz ve size
lütfettiklerimizi arkanızda bıraktınız... (Enam Suresi,
94)
Ve onların
hepsi, kıyamet günü O'na, 'yapayalnız, tek başlarına'
geleceklerdir. (Meryem Suresi, 95)
Bu ayetlerde anlatılan
gerçeğin bir manası da şudur: Maddeyi ilah edinenler,
Allah'tan gelmiş ve yine O'na dönmüşlerdir. İsteseler
de, istemeseler de Allah'a teslim olmuşlardır. Şimdi
hesap gününü beklemektedirler ve o gün hepsi tek tek
sorguya çekileceklerdir. Her ne kadar anlamak istemeseler
de...