|
| |

KADER
Zamanın izafi oluşu,
bize çok önemli bir gerçeği göstermektedir: Bu izafiyet
o kadar değişkendir ki, bizim için milyarlarca yıl süren
bir zaman dilimi, bir başka boyutta sadece tek bir saniye
bile sürebilir. Hatta, evrenin başından sonuna kadar geçen
çok büyük bir zaman dilimi, bir başka boyutta, bir saniye
bile değil, ancak bir "an" sürüyor olabilir.
İşte çoğu insanın tam
olarak anlayamadığı, materyalistlerin ise anlayamayarak
tümden reddettikleri kader gerçeğinin özü buradadır. Kader,
Allah'ın geçmiş ve gelecek tüm olayları bilmesidir. İnsanların
önemli bir bölümü ise, Allah'ın henüz yaşanmamış olayları
önceden nasıl bildiğini sorarlar ve kaderin gerçekliğini
anlayamazlar.
|
Oysa
"yaşanmamış olaylar", bizim için yaşanmamış olaylardır.
Allah ise zamana ve mekana bağlı değildir, zaten bunları
yaratan Kendisidir. Bu nedenle
Allah için geçmiş, gelecek ve şu an hepsi birdir ve hepsi
olup, bitmiştir.
Lincoln Barnett, Genel Görecelik Kuramı'nın
bu gerçeğe nasıl işaret ettiğinden, Evren ve Einstein
isimli kitabında bahsetmektedir. Barnett'e göre, varlıkları
bütün anlamında ancak "bütün yüceliğiyle kozmik bir zihin"
kavrayabilir. Barnett'in "kozmik zihin" dediği İrade,
tüm evrene hakim olan Allah'ın ilmi ve aklıdır. Bizim
bir cetvelin başını, ortasını, sonunu ve aralarındaki
tüm birimleri bir bütün olarak tek bir anda kolayca görebilmemiz
gibi, Allah da bizim bağlı olduğumuz zamanı başından sonuna
kadar tek bir an olarak bilir. İnsanlar ise sadece zamanı
gelince bu olayları yaşayıp, Allah'ın onlar için yarattığı
kadere tanık olur.

Zaman tamamiyle
algılayana bağlı bir kavramdır. Aynı süre bir kişiye
uzun gelirken, başkası için oldukça kısa olabilir.
Hangisinin doğru tahminde bulunduğunu anlamak için
saat, takvim gibi kaynaklara ihtiyaç vardır. Bunlar
olmadan zaman hakkında kesin bir tahmin yürütmek
olanaksızdır.
|
Bu arada toplumda yaygın olan çarpık
kader anlayışının sığlığına da dikkat etmek gerekir. Bu
çarpık kader anlayışında, Allah'ın insanlara bir "alınyazısı"
belirlediği, ama onların kimi zaman bunu değiştirdikleri
gibi batıl bir inanış vardır. Örneğin ölümden dönen bir
hasta için "kaderini yendi" gibi cahilce ifadeler kullanılır.
Oysa kimse kaderini değiştiremez. Ölümden dönen kişi, kaderinde
ölümden dönmesi yazılı olduğu için ölmemiştir. "Kaderimi
yendim" diyerek kendilerini aldatanların
bu cümleyi söylemeleri ve o psikolojiye girmeleri de, yine
kaderlerindedir. Nitekim ayette "....Ömür
sürene, ömür verilmesi ve onun ömründen kısaltılması da
mutlaka bir kitapta (yazılı)dır. Gerçekten bu, Allah'a göre
kolaydır." denilerek bunların hepsinin
kaderde olduğu gerçeğine dikkat çekilmektedir. (Fatır Suresi,
11) Çünkü kader Allah'ın ilmidir ve tüm zamanı aynı anda
bilen ve tüm zamana ve mekana hakim olan Allah için, herşey
kaderde yazılmış ve bitmiştir.
Allah için zamanın tek olduğunu Kuran'da
kullanılan üsluptan da anlarız; bizim için gelecek zamanda
olacak bazı olaylar, Kuran'da çoktan olup bitmiş bir olay
gibi anlatılır. Örneğin, ahirette insanların Allah'a verecekleri
hesabın belirtildiği ayetler, bunu çoktan olup bitmiş bir
olay gibi anlatmaktadır:
Sur'a üfürüldü; böylece Allah'ın diledikleri
dışında, göklerde ve yerde olanlar çarpılıp-yıkılıverdi.
Sonra bir daha ona üfürüldü, artık onlar ayağa kalkmış durumda
gözetliyorlar. Yer, Rabbi'nin
nuruyla parıldadı; kitap kondu; peygamberler ve şahidler
getirildi ve aralarında hak ile hüküm verildi... İnkar edenler,
cehenneme bölük bölük sevkedildiler... Korkup-sakınanlar
da, cennete bölük bölük sevkedildiler. (Zümer Suresi, 68-73)
Bu konudaki diğer örnekler ise şöyledir:
(Artık) Her bir nefis yanında bir
sürücü ve bir şahid ile gelmiştir. (Kaf Suresi, 21)
Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o
gün, 'sarkmış-za'fa uğramıştır. (Hakka Suresi, 16)
Ve sabretmeleri dolayısıyla cennetle
ve ipekle ödüllendirmiştir. Orada tahtlar üzerinde yaslanıp-dayanmışlardır.
Orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk
görürler. (İnsan Suresi, 12-13)
Görebilenler için cehennem de sergilenmiştir.
(Naziat Suresi, 36)
Artık bugün, iman edenler, kafir
olanlara gülmektedirler. (Mutaffifin Suresi, 34)
Suçlu-günahkarlar ateşi görmüşlerdir,
artık içine kendilerinin gireceklerini de anlamışlardır;
ancak ondan bir kaçış yolu bulamamışlardır. (Kehf Suresi,
53)
Görüldüğü gibi, bizim için ölümümüzden
sonra yaşanacak olan bu olaylar, Kuran'da yaşanmış ve bitmiş
olaylar olarak anlatılmaktadır. Çünkü Allah, bizim bağlı
olduğumuz izafi zaman boyutuna bağlı değildir. Allah tüm
olayları zamansızlıkta dilemiş, insanlar bunları yapmış
ve tüm bu olaylar yaşanmış ve sonuçlanmıştır. Küçük büyük
her türlü olayın, Allah'ın bilgisi dahilinde gerçekleştiği
ve bir kitapta kayıtlı olduğu gerçeği ise aşağıdaki ayette
haber verilir:
Senin içinde olduğun herhangi bir durum,
onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve
sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice)
daldığınızda, biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım.
Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden
uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü
de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus
Suresi, 61)
İnananların Kazancı
Maddenin gerçeği ile zamansızlık ve mekansızlık
konularını ele aldığımız bu bölümde anlatılanlar, aslında
son derece açık gerçeklerdir. Daha önce de ifade edildiği
gibi bunlar kesinlikle bir felsefe ya da bir düşünce biçimi
değil, reddedilmesi mümkün
olmayan bilimsel sonuçlardır. Teknik
bir gerçek olmasının dışında, akla dayalı ve mantıksal deliller
de bu konuda başka alternatife imkan tanımamaktadır: Evren,
onu meydana getiren maddeler ve içindeki insanlarla ve zamanla
birlikte bir görüntü varlıktır. Yani bir algılar bütünüdür.
Materyalistler bu gerçeği anlamada zorluk
çekerler. Materyalistlerin bu konuyu anlayamamalarının asıl
nedeni ise, anladıklarında karşı karşıya kalacakları gerçekten
bilinçaltlarında büyük bir korku duymalarıdır. Lincoln Barnett,
bu konunun sadece "sezilmesinin" bile materyalist bilimadamlarını
korku ve endişeye sürüklediğini şöyle belirtiyor:
Filozoflar tüm nesnel gerçekleri algıların
bir gölge dünyası haline getirirken, bilimadamları insan
duyularının sınırlarını korku
ve endişe ile sezdiler.23
Maddenin ve zamanın bir algı olduğu gerçeği,
materyalistleri korkuturken, inananlar için tam aksi gerçekleşir.
Allah'a iman eden insanlar maddenin ardındaki sırrı kavradıklarında
büyük bir sevinç duyarlar. Çünkü bu gerçek her türlü konunun
anahtarıdır. Bu kilit açıldığı anda tüm sırlar açığa çıkar.
Kişi normalde belki anlamakta zorluk çektiği pek çok konuyu
bu sayede rahatlıkla anlar hale gelir.
Daha önce de ifade edildiği gibi ölüm,
cennet, cehennem, ahiret, boyut değiştirme, sonsuzluk gibi
konular böylece anlaşılmış ve "Allah nerede", "Allah'tan
önce ne vardı", "Allah'ı kim yarattı", "kabir hayatı ne
kadar sürecek", "cennet ve cehennem nerede", "cennet ve
cehennem şu an var mı" ve bunlar gibi önemli sorular da
kolayca yanıtlanmış olur. Ve Allah'ın tüm bir evreni nasıl
bir sistemle yoktan var ettiği kavranır. Hatta öyle ki bu
sır sayesinde "ne zaman" ve
"nerede" gibi sorular da anlamsız hale gelir.
Çünkü ortada ne zaman, ne de mekan kalır. Mekansızlık kavrandığı
takdirde cennet, cehennem, dünya hepsinin aslında aynı yerde
olduğu da anlaşılır. Zamansızlık kavrandığı takdirde ise
herşeyin tek bir anda olduğu fark edilir; hiçbir şey için
beklenmez, zaman geçmez, herşey zaten olup, bitmiştir. Yani
sonsuzluk aslında başlamış durumdadır.
Bu sırrın kavranmasıyla birlikte, dünya
inanan insan için cennete benzemeye başlar. İnsanı sıkan
her tür maddesel endişe, kuruntu ve korku kaybolur. İnsan,
tüm evrenin tek bir Hakimi olduğunu, O'nun tüm maddesel
dünyayı dilediği gibi yarattığını ve yapması gereken tek
şeyin O'na yönelmek olduğunu kavrar. Artık o, "her
türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak" Allah'a
teslim olmuştur. (Al-i İmran Suresi, 35)
Bu sırrı kavramak, dünyanın en büyük
kazancıdır.
23- Lincoln Barnett, Evren ve Einstein,
Varlık Yayınları, 1980, s. 17-18
|
|
|