Diğer bir grup insan ise
samimi davranmış, düşünmekten korkmayarak daha da ileri gitmiş,
ve muhatap oldukları "şey"lerin aslını ve ardındaki derin
anlamı kavrayarak, yaşamlarını sürdürmüştür. Ancak içinde
bulunduğumuz yüzyılda gelişen bilim ve teknoloji artık bu
konuya son noktayı koymuş ve zaten son derece açık olan bu
gerçeği yani maddenin mutlak bir varlığının olmadığını tartışmasız
bir şekilde ispatlamıştır.
Konunun önemi, insanın tüm
yaşamını etkilemesindedir. Çünkü her insanın kısıtlı bir yaşam
süresi vardır ve bu süre içinde Allah tarafından denenmektedir.
Bu sürenin ardından ise kişi dünyada seçtiği yola, gösterdiği
ahlaka ve tavırlara göre kesin bir karşılık alacak, kazandıkları
ile sonsuz hayatı şekillenecektir. Bu, şu demektir: Dünyada
nasıl bir yaşam seçtiyse sonsuz yaşamında da onunla karşılık
görecek, bir daha telafi imkanı bulamayacaktır.
İşte bu kitabın amacı insana, ayetin ifadesiyle
"yapayalnız ve tek başına"(Enam Suresi, 94) Yaratıcısı'nın
huzuruna gideceği "o gün", geri dönülmez bir pişmanlığa kapılmadan
önce yardımcı olmaktır.
Bu amaçla, kitapta öncelikle maddenin gerçeği
konusu bilimsel yönüyle ele alınmıştır. Başta da belirttiğimiz
gibi burada anlatılanlar kesinlikle bir yorum ya da felsefi
bir fikir değil, bilimin birçok sahasında kesin olarak kanıtlanmış
gerçeklerdir. Ancak bu konu sanıldığı gibi karmaşık, anlaşılmaz
ve zor bir konu da değildir. Düşünmekten çekinmeyen ve gerçekler
karşısında samimi bir yaklaşım gösteren her kişi bu gerçek sayesinde
yaşamıyla ilgili çok önemli bir noktaya kolaylıkla ulaşabilecektir.
Şu an okumaya başlayacağınız gerçek belki
bugüne kadar düşünüp de çözemediğiniz ya da tam anlamıyla
kavrayamadığınız pek çok konunun da anahtarı olacaktır. Böylelikle
cennet, cehennem, ahiret gibi kavramları derinlemesine kavrayabilecek,
hayatın anlamını bilerek yaşayabileceksiniz.
Asırlardır
Tartışılan Soru: Maddenin Gerçek
Mahiyeti Nedir?
Akıl ve vicdan sahibi olan bir
kişi, içinde yaşadığı evrene, galaksilere, gezegenlere, bunların
sahip olduğu dengeye; atomun yapısındaki kararlılığa, evrenin
hemen her noktasında karşısına çıkan düzene; çevresindeki
sayısız canlı türüne, bunların yaşayışlarına, şaşırtıcı özelliklerine
ve sonunda da kendi bedenine baktığında bir olağanüstülük
olduğunu hemen fark eder. Çevresindeki bu kusursuz yapının
ve inceliklerin kendiliğinden oluşamayacağını, bunların mutlaka
bir Yaratıcısı olması gerektiğini kolaylıkla anlar. Peki tüm
bunlar Kim tarafından yaratılmıştır?
 |
Açıktır ki, evrenin her
noktasında kendini belli eden "yaratılmışlık", evrenin kendisinin
bir ürünü olamaz. Örneğin bir tavuskuşu kusursuz bir sanata
işaret eden renk ve desenleriyle kendi kendini var etmiş olamaz.
Evrendeki milimetrik dengeler kendi kendilerini yaratıp-düzenlemiş
olamazlar. Bitkiler, insanlar, bakteriler, alyuvarlar, kelebekler
kendilerini yaratmamışlardır. Tüm bunların "tesadüfen" oluşması
gibi bir ihtimal de aklın, bilimin ve mantığın bir gereği
olarak mümkün değildir.
Oysa açıktır ki gözümüzle
gördüğümüz herşey yaratılmıştır... Ancak gözümüzle gördüğümüz
şeylerin hiçbiri "Yaratıcı" olamazlar. O halde, Yaratıcı,
gözümüzle gördüğümüz herşeyden başka ve üstün bir varlıktır.
Kendisi görünmez, fakat yarattığı herşey O'nun varlığını
ve vasıflarını gösterir.
İşte Allah'ın varlığını
tanımayanların saptıkları nokta da buradadır. Bu kişiler,
Allah'ı gözleriyle görmedikleri sürece, O'nun varlığına iman
etmemeye şartlandırmışlardır kendilerini. Çünkü onlara göre,
tüm evreni kaplayan, sonsuza kadar uzanan bir madde yığını
vardır ve Allah bu madde yığınının hiçbir yerinde değildir.
Binlerce ışık yılı uzağa gitseler de, Allah'la karşılaşmayacaklardır.
Bu nedenle Allah'ın varlığını reddederler. Bu durumda evrenin
her yerinde apaçık görünen "yaratılmışlık" özelliğini gizlemek,
evrenin ve canlıların yaratılmamış olduğunu sözde ispat etmek
durumunda kalırlar, ancak bunu yapmaları da asla mümkün değildir.
Çünkü evrenin her noktası Allah'ın varlığının delilleriyle
doludur.
Allah'ı inkar edenlerin
bu temel yanılgısı, aslında Allah'ın varlığını inkar etmeyen,
ancak çarpık bir Allah inancına sahip olan pek çok kişi tarafından
da paylaşılır. Toplumun çoğunluğunu oluşturan bu kişiler,
her yanda görünen "yaratılmışlık" örneklerini reddetmezler,
ancak Allah'ın "nerede" olduğuna dair çeşitli
batıl inançları vardır: Çoğu, Allah'ın "gökte" olduğunu sanır.
Bilinçaltlarındaki çarpık düşünceye göre, Allah çok uzaklardaki
bir gezegenin arkasında oturur ve çok nadiren "dünya işlerine"
müdahale eder. Ya da hiç müdahale etmez; evreni bir kere yaratmış
ve bırakmıştır, insanlar kendi kaderlerini kendileri çizerler...
Bazı kimseler de Kuran'ın bildirdiği
Allah'ın "her yerde" olduğu gerçeğini
duymuşlardır, fakat bunun anlamını tam olarak çözemezler.
Bilinçaltlarındaki çarpık düşünce, Allah'ın radyo ya da
televizyon dalgaları veya görünmez, hissedilmez bir varlık
gibi maddeleri çevrelediği şeklindedir.
Oysa gerek bu düşünce,
gerekse baştan beri saydığımız, Allah'ın "nerede"
olduğunu bir türlü çözemeyen (belki de bu yüzden
O'nu inkar eden) düşünceler, ortak bir yanlışa dayanmaktadır:
Hiçbir temele dayanmayan bir ön yargıyı benimsemekte, ardından
da Allah ile ilgili olarak çeşitli zanlara kapılmaktadırlar.
Nedir bu önyargı?..
1.
Bu önyargı
maddenin varlığı ve mahiyeti ile ilgilidir. İnsan maddenin
var olduğu konusunda o kadar şartlanmıştır ki, acaba gerçekten
madde var mıdır, yoksa sadece bir gölge varlık mıdır, hiç
düşünmemiştir. Oysa bilimin son bulguları, bu önyargıyı da
sarsarak, çok önemli ve etkileyici bir gerçeği ortaya koymaktadır.
İlerleyen sayfalarda, Kuran'ın da işaret ettiği bu büyük gerçeği
açıklayacağız.
|